Düşme Sonrası Morarmalar nasıl geçer?

Düşme veya bir darbe sonucu oluşan morarmalar, darbe sonrası morluklara Hematom da denilir. Darbe alan bölgede, derinin altındaki kılcal damarların hasar görmesi, kopması veya zedelenmesi durumu gerçekleşir. Bu durumda bölgede kızarmalar, yanmalar, sızlamalar meydana gelecektir. Deri içerisinde kanama olma ihtimali yüksektir. Darbeden veya düşmeden bir müddet sonra deri altındaki kan çoğalıp büyüyeceği için kızarma ve şişme artacaktır. Bu şişmeyi durdurabilmek ve ağrıyı en aza indirebilmek için buz torbası kullanınız.

Düşme sonrası morarmalar neden olur nasıl geçer?

Morluk ve şişliğin gelişim süreci 5-10 dakikayı bulacaktır bu süre sonunda darbe alan bölge olabildiği kadar şişer ve morarır çünkü deri altında kan birikmektedir. Şimdi tek yapılması gereken, hekim müdahalesinden önce, şişme esnasında bir an önce soğuk uygulamak. Örneğin buz torbası kullanılarak şişlik ve morluk biraz olsun azaltılır.

Darbe alan bölgedeki morluklar ve şişlikler 7-8 gün içerisinde azalacaktır ve sarı-yeşil tonlarında bir renk alacaktır. Deri altındaki sıvı, vücut tarafından üretildi ve vücut tarafından emilecektir. Bu yüzden 15-30 gün süre ile de içeride biriken kan ve diğer koruyucu sıvılar tamamen emilecek ve darbe alan bölge normal durumuna ve rengine dönecektir.

Aynı şekildeki morluklar tırnak içlerinde de olabilir. Kapı arasına sıkışan parmaklarınızda tırnak içerisinde kan biriktiği, kan toplandığı görülebilir. Bu durumlarda cerrahi müdahale ile ağrı ve kandan kurtulabilirsiniz fakat yine kendi imkanlarınızla ağrıyı azaltmanız gerekirse soğuk uygulamak yine en mantıklı çözüm olacaktır.

Düşme, Darbe sonucu morarmaları geçirme yolları;

  • Bal, Un ve Zeytinyağı karıştırılarak hamur haline getirilip darbe alan bölgeye konulur, üzeri tülbent, yemeni gibi bir şey ile sarılır.
  • Siyah zeytinin çekirdeğini öğütüp ezip çok az zeytin yağı ile karıştırıp yara, ezik veya kan toplamış tırak üzerine koyarak sarılır.
  • Eğer morarma düşme, darbe, çarpma sonucunda olmuşsa ilgili bölgeye biberiye yağı sürebilirsiniz. Biberiye yağının kesiklerde, darbelerde ve yaralanmalarda oldukça büyük etkisi vardır. Derhal ağrılı bölgenizi iyileştirecektir.

Tükenmişlik Sendromundan Nasıl Çıkılır, Tedavisi Nasıl Olur?

Tükenmişlik sendromu yaşayan kişiler, aynen depresyonda görülen çaresizlik, değersizlik gibi hisleri yoğun olarak hissederler.

Tükenmişlik sendromu belirtileri birkaç başlık altında toplanırken, bir yandan da depresyondaki çaresizlik ve değersizlik hislerine ek olarak kişi bir depresyon da yaşayabilir. Bazen tükenmişlik sendromuna depresyon eşlik ederken bazen de bir kaygı (anskiyete) bozukluğu gelişebilmektedir.

Tükenmişlik sendromu belirtileri, hisler ve duygularda, düşünceler, davranışlar ve insanlar arası ilişkilerde etkilerini gösterir. Kişi duygusal olarak daha üzgün, daha endişeli ya da daha gergin bir duygusal özellik gösterir. Düşüncelerinde kendisine, yaşamına ve insanlara karşı daha olumsuz özellikler ve mantıksız düşünme biçimleri gözlenir.

Tükenmişlik Sendromunun Duygusal Belirtileri

Üzgün, endişeli, karamsar bir duygusal özelliktedir. Kişinin hissettiği duyguların büyük bölümü olumsuzdur. Bu nedenle de, hayata ve geleceğe dair olumsuz duygulara bağlı olarak olumsuz, karamsar beklentiler hakimdir. Kişi kendisini ve yaşamda yerine getirmekte olduğu görevlerinde ortaya koyduğu performansı yetersiz ve başarısız olarak algılar. Bu ise, hissetmekte olduğu olumsuz tüm duyguların şiddetinin artmasına sebep olur.

Tükenmişlik Sendromunun Zihinsel Belirtileri

Kişinin zihinsel aktivitelerinde yetersizlik, yavaşlık, dalgınlık ve unutkanlıklar görülür. Eskiden kolayca yapılan görevler kişiye zor gelir, işlerin bitirilmesi zorlaşır. Dikkat süresi ve kalitesi düşer.

Tükenmişlik Sendromunun Bedensel Belirtileri

Kas ağrıları, bedende ağrı ve rahatsızlık hisleri, soluksuz kalma hissi,  uyku bozuklukları, cinsel işlev bozuklukları, yorgunluk, bitkinlik, halsizlik.

Tükenmişlik Sendromunun Davranışsal Belirtileri

Aşırı hareketlilik, yerinde duramama hali. Kişinin içinde bulunduğu olumsuz duygu durum sebebiyle hareketlerindeki aşırı hareketlilikle birlikte ürettiği işin kalitesi ve performansın verimliliği düşer.

Dikkat düzeyinde belirgin bir düşüş yaşanır ve bu düşüşe bağlı olarak da iş hataları artar. Bu nedenle, kişi hem gerçekten iş performansında büyük bir kayıp yaşar, hem de bunu fark ettiğine “Ben başarısızım” inancının doğrulanmış olması sebebiyle kendisini başarısız, değersiz ve suçlu hisseder.

İş yerindeki ve sosyal ilişkilerindeki performans hızlı, hareketli ve yüzeysel bir durumda olduğu için insanlar tükenmişlik sendromu yaşayan kişilerle vakit geçirmek istemezler. Sendromun özelliği olarak, kişi de sosyal çevreyle vakit geçirmekten hoşlanmaz ve kendi içine kapanır, kendisini sosyalleşmeye kapatır.

Tükenmişlik Sendromu ve Kişiler Arası İlişkiler

Tükenmişlik sendromu yaşayan kişiler, olumsuz düşünce ve yorumlarına bağlı olarak diğer insanlarla ilişkilerinde ciddi sorunlar yaşarlar. Olumsuz duygular ve beklentiler sebebiyle çoğu durumda diğer insanlarla iletişim kurulamadığı gibi, bir yandan da yüzeysel diyaloglar sebebiyle kişi kendisini yalnız hisseder. Diyalog kurmakta zorlanan kişi, duygusuz, mekanik ve karşısındaki kişilerle empati yapmaksızın ilişki kurmaya çalışır haldeyken, bu hal nedeniyle diğer insanlar kişiden uzaklaşmaya başlar.

Yüzeysel ilişkiler, kişinin derdini anlatmaması ve çözüm için doğru yolu bulamaması, ilişkilerde gergin tavırlar, öfkeli, kızgın ve zaman zaman şüphe hisleri sebebiyle kişi diğer insanlardan belirgin bir biçimde uzaklaşır, yalnız kalır. Yalnızlık hali zamanla kalıcı hale gelir.

Tükenmişlik Sendromu Nasıl Tedavi Edilir?

Tükenmişlik sendromu tedavisi için öncelikle kişinin durmayı öğrenmesi gerekmektedir. Amaçların, hedeflerin ve ulaşılabilirliği olan noktaların bir sınırı olduğunu bilmeli, tek başına başarabileceklerinin sınırsız ve sonsuz olmadığı kabul edilmelidir.

Tükenmişlik sendromu kişiyi hızlandırırken, uzmanlara göre tedavisinde ise daha yavaş, daha anlamlı ve mantıklı hareket etmek doğru olan yoldur.

Daha doğru ve ulaşılması mümkün olan hedefler seçilmesi ve bu hedeflere doğru daha yavaş bir hızla ilerlenerek gidilmesi kişinin tükenmişlik sendromunun tedavisi için kendi payına düşen sorumluluklar arasında yer alır.

Tükenmişlik sendromunu ortaya çıkaran ve aslen kişinin kendi sorumluluğunda olan kısımları fark ederek bu kısımlarla ilgili davranışlarını değiştirmesi çok önemlidir. Söz gelimi, kişi sürekli olarak kendisine zor hedefler koyuyor ve bu hedeflere ulaşmaya çabalarken sendromun içine giriyorsa, bu kısır döngünün farkına varabilmelidir.

Tükenmişlik sendromunun kısır döngüsünde zorlama ve zorlanma vardır. Kişi, yaşadığı zorlukların ve sonucunda karşılaştığı sendromu kendi yaratmasına rağmen bir suçlu arayabilir. Kendisine durumla ilgili suçlu ya da suçlular aramak yerine kısır döngünün farkına varması, tükenmişlik sendromundan kurtulmak adına atılacak en önemli adımlardan birisidir.

Kısır döngü dışında tükenmişlik sendromu yaşayan kişilerin yaşamlarında göze çarpan bir diğer önemli nokta da, özel yaşamla iş hayatı arasındaki dengenin bozulmuş olmasıdır. Bozulan dengede ağırlık iş hayatına kaymış durumdadır. Kişinin bir özel yaşamı ya da aile hayat yok gibidir. Tükenmişlik sendromu yaşayan kişilerin çok büyük bir bölümü hayatı çalışmak için yaşıyor gibiyken, tükenmişlik sendromunun psikologlara göre tedavisinde durum tersine çevrilmeli ve yaşamak için çalışmak hedef haline getirilmelidir.

Tükenmişlik sendromu, hızlanmış olan dünyamızda biz insanların biraz olsun yavaşlamamızın bizler için daha faydalı olacağını bir kez daha hatırlatan bir problem. Çok aygın, çok sık yaşanan ve çok sayıda insanımızın canını yakan bu sendrom aslında yenilmesi mümkün olan bir durum. Yeter ki sendromu yaratan ve sürdüren alışkanlıklar yerini daha doğru, daha dengeli davranışlara bıraksın.

Sosyal Fobi Nedenleri ve Tedavisi

Sosyal anksiyete belli ölçülerde hepimizde olabilen bir kaygı türüdür. Sonuçta bizler söz söyleme ya a fikir beyan etme konusunda yüreklendirilen bir toplum değiliz. Konuşmak istediğimizde bazen susmak durumunda kalan, bazense “ayıp olur” diye susturulan, çocukluktan yetişkinlik yıllarına böylece büyüyen insanlarız. Bu arada kendi toplumumuza haksızlık etmeyelim çünkü sosyal fobi sadece bizim toplumumuzda görülen bir problem değil, insana çocukluktan yetişkinliğe daha fazla söz hakkı tanınan Avrupa ve ABD toplumlarında da çok yaygın ve sık görülüyor. Bu nedenle de sosyal anksiyete bozukluğunun kültürel bir olgu olmadığı çok açıktır.

Sosyal fobi, sıradan bir sosyal endişeden farklı olarak kişinin sistematik olarak kaçınma davranışları göstermesine neden oluyor. Diğer insanların yanındayken bir konuşma yaparken heyecanlanmakla sosyal fobisi olan bir kişinin diğer insanların yanında iken konuşma yaparken yaşayacaklarını düşünerek kendince geliştirdiği yollar, iki durum arasındaki farkı da net bir biçimde gösterir. Eğer bir konuda heyecanınız varsa, o durumla karşılaşır ve heyecanınızla yüzleşisiniz. Sosyal fobi ise, o durumla karşılaşmanıza izin vermez. Sanki ucunda ölüm varmışçasına sizi o durumdan sürekli olarak ve sistematik şekilde uzak tutar. Siz o durumla karşılaşmaktan uzak durdukça da durum sizin algınızda daha da tehlikeli, ve daha da korkunç bir hal alır.

Sosyal Fobi Nedenleri

Sosyal fobi bir tek nedene bağlı olarak ortaya çıkmaz. Çoğu psikolojik sorunda olduğu gibi, sosyal fobide de kesin bir neden ortaya konulamamaktadır. Sosyal fobinin gelişmesinde aşağıdaki nedenlerin etkili olabileceği ifade edilmektedir.
Kalıtım: Ailesinde sosyal fobisi bulunan insanlarda sosyal fobi görülme olasılığının daha yüksek olduğu bildirilmektedir. Bu konuda daha detaylı araştırmalar yapılarak uzun süreli incelemelerle bu bulgunun daha netleştirilmesi gerekmektedir.
Biyoloji: Sosyal fobisi olan insanların beyin yapısında farklılık olduğu düşünülmektedir. Beyin merkezindeki organların aktivitelerinde farklılık olduğu ileri sürülmektedir.
Sosyal Öğrenme: Sosyal fobinin küçük yaşlarda gözlemlenerek öğrenildiği ileri sürülmektedir. Buna göre, kişi çok küçük yaşlarda kendisini büyüten anne babasının ya da ablasının sosyal fobik davranışlarını görerek öğrenir ve model alır.

Sosyal Fobi Belirtileri Nelerdir?

Sosyal fobinin başlıklar altında ele alabileceğimiz belirtileri bulunur. Bu belirtileri şu şekilde listeleyebiliriz:

Sosyal Fobinin Bedensel Belirtileri

Kalp çarpıntısı,

Yüz kızarması,

Mide bulantısı ve bazen kusma,

Karın ağrısı ve midede rahatsızlık hisleri,

Soluk almada güçlük,

Ağız kuruluğu,

Titreme ve Terleme.

Sosyal Fobinin Duygusal ve Bilişsel Belirtileri

Yetersizim,

İnsanlar benim hatalarımı görüyor,

İnsanlar gerçek beni gördüklerinde asla sevmezler,

Herkes beni güçlü ve güzel görmeli,

İnsanların yanında hata yapmamalıyım,

Hata yaparsam acımasızca eleştirilirim, yargılanırım ve reddedilirim.

Sosyal fobisi olan kişiler yukarıda yer verdiğimiz bedensel, duygusal ve bilişsel belirtileri gösterirler. Bunlar sonucunda, bunlardan kaynaklanacak şekilde ve bunların tümünü de etkileyen belli davranışlar gösterirler. Bu davranışların tümünde belirgin bir “Kaçınma” özelliği bulunur.

Sosyal fobi davranışları güçlü, girişken ve insanı bulunduğu mevcut durumdan daha iyi bir yere ve de konuma getirebilecek davranışlar değil, tam tersine mevcut durumdan daha kötüye, daha geri bir konuma götüren davranışlardır.

Sosyal fobi davranışları gösteren kişiler diğer insanların yanında herhangi bir eylemi yapmakta zorlanırlar. Akla gelebilecek her şey zor gelir çünkü sosyal fobisi olan kişiler diğer insanlar tarafından yadırganmaktan çok korkarlar.

Sosyal Fobi Tedavisi ve Sosyal Fobiden Kurtulmak

Süreklilik gösteren bir psikolojik sorun olan sosyal fobinin tedavisinde farmakoterapi (ilaç tedavisi) ve psikoterapi yararlı olmaktadır. Farmakoterapi ile birlikte psikoterapi verilmesinin daha yararlı olacağını bildiren araştırmalar da bulunmaktadır. Psikoterapiler arasında BDT yani bilişsel davranışçı terapi sosyal fobide etkili olarak gösterilmiştir.

Sosyal fobiden kurtulmak için başka neler yapılabilir?

Düzenli olarak egzersiz ya da spor yapmak,

Günlük tutmak ve bu günlükte, karşılaşılan durumlarda neler hissettiğini, neler düşündüğünü yazmak,

Sevilen ve yanında iyi hissedilen kişilerle daha sık görüşmek,

Sosyal fobinin kaçınma davranışlarını ön plana çıkarmasına karşılık olarak bu kaçınma davranışları yerine daha güçlü olan meydan okuma ve üstüne gitme davranışlarını gerçekleştirme,

Kaçınılan durumlara aşamalı olarak girmek.

Yukarıda ele almış olduğumuz ip uçları, sosyal fobi tedavisinde kişinin kendi kendine yapabileceği faydalı davranışlardan bir kaç tanesidir. Eğer sosyal fobi ile etkili olarak mücadele etmek istiyorsanız mutlaka bir uzman yardımı (Bir psikiyatrist doktor veya psikolog) almanızı tavsiye ediyoruz. Sosyal fobiyi tanıyan bir uzmanın size yardımcı olması, problemi daha kolay aşmanıza yardımcı olacaktır.

Psikolojinin Konusu ve Amaçları

Psikoloji temel olarak insan davranışlarını ve düşüncelerini inceleyen bir bilim dalıdır. Bunları ve bunlar üzerinde etkili olan faktörleri araştıran bilim dalıdır psikoloji.

Psikoloji Ne Demek?

Psikoloji insanın davranışsal, duygusal ve düşünsel tepkilerine odaklanır. İnsanın yaşadığı çevreyle etkileşimine, uyumuna bakar. Psikoloji, bir yönüyle basit ve düz bir “Ruhbilim” adlandırmasıyla adlandırılırken, diğer yönüyle çok canlı, renkli ve içinde bilinmezleri olan insan adlı varlığı anlama amacıyla dopdolu bir bilim özelliğine sahiptir.

Bilim, yeni keşif ve ölçümlerle ilerleyen sistemli bilgidir. Psikoloji de bir bilimdir ve psikoloji bilimi de yeni keşiflerle, bulgularla, araştırma sonuçları ile sürekli ilerler. Bir zamanlar doğru kabul edilen bir bilgi günümüzde “Yanlış” sayılabilir. Bunun nedeni, bilimin “Mutlak doğru” olarak varsaydığı bir doğrunun bulunmaması, doğrunun zaman içinde değişkenliği, gerçeğin zamanla daha farklı tanımlanabilmesi. Dünün doğruları bugün “Yanlış” sa bugün bizler tarafından doğru kabul edilen bilimsel veriler yarın “Yanlış” kabul edilebilecektir. İşte psikoloji biliminin de sahip olduğu özellik budur. Daha mantıklı, daha geçerli bir bilgiye ulaşıldığında mevcut bilgi geçersiz sayılacaktır.

Psikoloji Bİliminin Alt Dalları : Psikolojinin Uzmanlık Alanları

Klinik psikoloji alanı, psikolojik sorunları, psikopatolojileri ve bu sorunları yaşayan insanlara yardım yollarını araştıran, psikoterapi yöntemlerini uygulamakla yetkili uzmanlık alanıdır. Klinik psikolog hastalarla ve psikoterapi gören danışanlarla çalışır. Bu kişilere yardımcı olan yöntemlerini, tedavilerini ilaçla birlikte ya da ilaçsız olarak nasıl ilerleteceklerini gösterir ve yardımcı olurlar.

Gelişimsel psikoloji alanı, doğumdan itibaren insan gelişiminin aşamalarını inceler, değerlendirir ve bu dönemlere dair ayrıntılı araştırmalar yapar, detaylı bilgiye sahiptir.

Endüstri ve örgüt psikolojisi (I/O Psychology) alanı, insanın örgütsel davranışlarını, insanın organizasyon içindeki davranışlarının üretime ve verimliliğine etkisini inceler, ve işlevsel davranışların geliştirilmesini hedefler.

Sosyal psikoloji, toplumsal algıları, toplumsal davranışları ve grup davranışlarını inceleyen araştırmalar yapar, bunlar hakkında veri toplar. Sosyal psikolojinin araştırma sonuçları, grup davranışları ve toplumsal davranış örüntüleri ile ilgilenen farklı alanlardan ilgi görür ve bunlarca kullanılır.

Psikoloji Biliminin Türkiye’deki Durumu Nedir?

Psikoloji bilimi çıktığı köken itibarı ile aslında Avrupa ve ABD’den dünyaya yayılmıştır. Dünyada psikoloji bilimini geliştiren ve üniversitelerinde geniş olarak yer veren ve bol kaynaklarla geliştiren bu ülkeler, psikoloji biliminin sürekli gelişimini de kendileri sağlıyorlar.

Diğer ülkelerde psikoloji bilimi toplum ve insan açısından yararlı bir bilim dalı olarak faydalanılan bir kaynak olarak yer alıyor. Araştırmalar yapılsa da, bunlar ABD ve Avrupa’daki gibi büyük ölçekli ve uzun süreli çalışmalar yerine daha kısa vadeli, daha küçük araştırmalar olma özelliği gösteriyor.

Türkiye’de toplumumuzun psikoloji kelimesi ile anladığı genellikle “Ruh sağlığı” olsa da aslında psikoloji hem sosyal, hem endüstriyel alanlarda değerli yerini her geçen gün daha da güçlendiriyor.

Psikoloji biliminin ülkemizdeki gelişimi için bu bilimin ne olduğu, ne gibi çalışmalar yaptığı, hangi durumlarda etkili müdahalelere sahip olduğu milletimize doğru anlatılmalı diye düşünüyorum. Aksi halde bir yanlış anlaşılma sürdürülmüş olacak ve bazılarımız hala “Psikoloğa deliler gider” gibi mantıksız ve acımasız bir düşünceye inanmaya devam edeceğiz. Psikoloğa gitmenin delilikle bir ilgisi olmadığı gibi, sıkıntı ve sorunları bulunan insanlarımızı “Deli” gibi kötü bir etiketle etiketlemenin de insanlıkla bağdaşır bir yanı yoktur.

Psikoloji Bilimi İyi Tanıtılmalı

Günümüzün önemli bilimlerinden biri olan Psikoloji Bilimi, tüm alt uzmanlık alanlarıyla birlikte insan ve toplum yaşamının ihtiyaçlarını giderme amacına hizmet etmektedir. İnsanın ve insanlığın yararına, hayrına olan her bilim gibi, psikoloji bilimi de ülkemizde güçlenmeli, insanımız tarafından tanınmalıdır.

Bu konuda psikologlara da çok önemli görevler düştüğü kanaatindeyim. Eğer ki psikologlar (hangi alandan oldukları fark etmeksizin) mesleklerini doğru ve dürüst bir şekilde icra ederlerse, bu değerli mesleği de en doğru biçimde tanıtmış olurlar.

Düşünsenize, bir bilim var ki insanların ve toplumun hiçbir ihtiyacına hitap etmiyor, hiçbir problemin çözümünde fayda sağlamıyor. İnsanlar neden o mesleği, ve o bilimi tanısınlar ve sevsinler ki? Psikoloji bilimi kesinlikle insanlara, topluma ve insanlığa faydalı bir bilimdir ve bu faydalı yönü hem geliştirilmeli, hem de insanlarımıza duyurulmalıdır.

Mutsuz Evlilik Nasıl Anlaşılır?

Mutsuz evlilikler çiftin evlilik ilişkisinden ihtiyaçlarını temin edemediklerinde evliliğin keyif veren, mutluluk ve umut vadeden doğasını kaybetmesiyle ortaya çıkar. Mutsuz evlilik hem ihtiyaçları gidermez, hem de çifti oluşturan bireylerin yaşam kalitesini düşürür.

Mutsuz Evlilik Neden Zor?

Mutsuz evlilik neden zor diye sorulacak olursa, sanıyoruz ki doğru cevap mutsuz evliliğin eşleri inciten, yaralayan özellikte olması olacaktır.

Mutsuz evlilik, evlilik ilişkisinde temelde problemlerin yer aldığı bir evlilik biçimidir. Bu evliliğin temel sorunlarından biri, eşler arasında düzgün bir iletişimin bulunmayışıdır. Bazı çiftlerde ise bu bile bulunmamaktadır yani eşler arasında hiçbir iletişim kurulmamaktadır. İletişimsizliğin önemli bir şekli ise, iletişim olmayan tarzda diyaloglar geliştirmektir. Örneğin aşağılama, lakap takma, küfretme, yadırgayıcı ifadeler kullanma ve eleştirme yoluyla diyalog kurmak problemli iletişimin belirtileridir.

Mutsuz evlilikte eşler birbirlerini anlama gayreti göstermezler. Eşim ne hissediyor diye sormazlar. Eş zorluklar içinde de olsa, içinden çıkamadığı kısır bir döngüye de girse onun durumunu anlama çabası gösterilmez, yardım da edilmez. Normal ve mutlu evliliklerde karşılaşıldığında çiftin birbiri ile bağını kuvvetlendirecek olan durumların tümünde kötü bir sınav verilir ve bağlar zayıflar. Bağların zayıflaması ve iki eşin birbirinden manevi olarak uzaklaşması ise, eşlerin arasındaki ilişkinin kalitesini ve içtenliğini ortadan kaldıracaktır.

Mutsuz evlilik, eşlerin birinin tercihlerini yansıtır. Her iki eşin de ne istediğiyle ilgilenilmeyen mutsuz evlilikte, eşlerden biri çoğunlukla mutsuzluğa mahkum edilir. Normal evliliklerde her iki eşin de tercih ve beklentileri eşit ölçüde önemli ve değerli iken, mutsuz evlilikte eşlerden bir tanesi korunup kollanır, önemsenir. Diğeri ise umursanmaz, fikir, düşünce, tercih ve beklentileri göz ardı edilir.

Mutsuz evlilik, eşlerin ortak kararlar almadığını görürüz. Hiçbir konuda ortak karar alma alışkanlığı bulunmayan mutsuz çiftler ekonomik konularda tek tarafın istekleri ya da çıkarları yönünde kararlar alırlar. Bazen de bu kararlar eşlerden birinin keyfi harcamaları sonucu ve diğer eşin haberi olmadan verilir. Eşten habersiz yapılan yüklü harcamalar, veya bahis kumar gibi etkinliklerde kaybedilen paralar mutsuz evlilik yapan evliliklerin daha da mutsuz olmasına neden olur.

Mutsuz Evliliklerde Yakınlarla İlişkiler

Mutsuz evliliklerde eşlerden birinin anne baba, kardeş ve akrabaları ile yakın bir ilişki kurulurken, diğer eşin anne baba kardeş ve akrabaları ile tümüyle kopuk bir ilişki geliştirilir. Bazen de her iki eşin de ailesi ile uzak ve kopuk ilişkiler geliştirilir. Mutsuz evliliğin sorunları şiddetlendiğinde bu sorunların tetiklenmesinde anne baba, kardeş ve akrabaların rolleri olduğu düşünülerek uzaklaşma gerçekleşir.

Dayanışma ve Yükün Paylaşılması

Mutsuz evli çiftler arasında bir dayanışma ve yardımlaşma görülmez. Herkes kendi yükünü kendi taşır. Eşlerden biri diğerinin yükünü paylaşmayabilir, bazen de her iki eş karşılıklı olarak yük paylaşımını reddederler. Örneğin ev eşyalarının düzenlenmesi sırasında erkek “Bu beni ilgilendirmez” diyerek geri çekilmeyi tercih eder. Benzer bir davranışla kadın evde yemek yapmayı ya da çocuklarla ilgilenmeyi tümden bırakabilir ve eşine “Sen yap” diyebilir. Bu tür davranışlar, eşlerin birbiri ile dayanışma içinde olmadığını gösterir. Kopuk ilişkilerde eşler birbirleri için bir şeyleri kendiliğinden yapmayı gereksiz görürler. Lüzumsuz görülen bu olumlu davranışlar aslında evliliklerin doğasına en uygun davranışlardır. Evlilik, insanların birbirlerinden bir şeyler alma yarışı gibi görüldüğünde, “Kim kimden ne koparabiliyor?” sorusunun peşinden gidildiğinde anlamsızlaşmaktadır. Bunun yerine “Ben eşim için ne yapabilirim?” sorusunun peşinde olmak mutsuz evlilikten kurtulmak için önemli bir adım olacaktır.

Mutsuz Evlilikte Cinsel Yaşam

Mutsuz evlilik, cinselliğin neredeyse hiç yaşanmadığı bir ilişki şeklidir. Eşler cinsellikten uzaklaşmıştır. Bazı mutsuz evliler cinsellikten soğuduğu için ve cinsellik konusu artık akıllarına gelmediği için eşle cinsellik yaşanmaz. Bazı mutsuz evliliklerde ise eşlerden biri ya da her ikisi mevcut evliliğine “Bitmek üzere olan” bir evlilik gözüyle bakarak cinselliği sonraya ertelemektedirler.

Mutsuz Evlilik mi Boşanmak mı Daha Mantıklı?

Mutsuz evliliğin mevcut haliyle sürdürülmesi mantıksızdır. Çoğu mutsuz evlilik, eşlerin yaşam kalitesi üzerindeki olumsuz, zararlı etkilerine rağmen sürdürülür. İşin daha da kötüsü, evliliğin düzelmesi ve eşleri mutlu eden evliliğe dönüştürülmesi için herhangi bir girişimde bulunulmamasıdır.

Senelerce mutsuz ve huzursuz bir evliliği sürdüren ve bu yazımda ele almış olduğum zararlı etkilerden muzdarip olan çiftler, yaşadıklarını normal sayarlar. “Böyle olması gerekiyor” derler ve bu nedenle de herhangi bir sorgulama yapmaksızın mutsuz evliliği sürdürürler.

Mutsuz evliliklerin mutlu evliliklere dönüşmesi mümkündür. Bunun için profesyonel destek alınması faydalı olabilir. Evlilik danışmanı veya evlilik terapisti yardımı alınarak evliliği mutsuz evliliğe dönüştüren problemlerin, kemikleşmiş sorunların tanınıp çözülmesi sağlanabilmekte.

Evlilik danışmanlığı veya evlilik terapisi gibi profesyonel yardımlar alınmadığında mutsuz evliliğin zararlı etkisi devam edecektir. Yazımın başlarında ifade ettiğim gibi birçok çift mutsuz evliliklerini sürdürmeyi tercih ederken bazı çiftler de bu gidişe bir dur demekte ve boşanmaktadırlar.

Boşanma, yaşadığı sorunlarla evlilikleri mutsuz evliliğe dönüşmüş olan ve bu mutsuz evliliği düzelterek mutlu evliliğe dönüştürmek içi çaba harcamayan çiftler için tek nihai çözümdür.

Sadakat Nedir, Sadakat Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Sadakat nedir sorusu evli olsun olmasın çoğu çiftin anlamını bildiği, bazı çiftlerin ise hem anlamından, hem de günlük yaşamlarımıza ne şekilde etki etmesi gerektiğinden habersiz oldukları bir soru. Sadakat, kelime anlamı itibarı ile eşlerin birbirine sadık olmaları anlamına gelir. İki eş, birbirine sağlam bir bağla, güvenle bağlanır ve birbirlerini yaşadıkları müddetçe koruma, birbirlerine zarar vermekten uzak durma, birbirlerinin güvenliğine ve varlığına tehdit oluşturabilecek hiçbir eylemde bulunmama anlamlarını taşır. Karşılıklı olarak birbirine sadık olan eşler, sadakatin anlamını bilmenin ötesinde, sadakat gibi önemli bir değere uygun hareket etmiş de olurlar.

İnsan İlişkilerinde Sadakat

Sadakat, sadece çift ve evlilik ilişkisinde değil, tüm insan ilişkilerinde önemli bir değerdir. İnsanlar, yakınlarına karşı gönülden bağlıdırlar ve yakın oldukları kişilerin yararını düşünür, onların zarar görmelerine sebep olabilecek eylemlerden ve durumlarda titizlikle uzak durma gayreti gösterirler.

Çift ve evlilik ilişkisinde sadakatin farklı boyutları bulunmalıdır. Yukarıdaki satırlarda bahsetmiş olduğumuz göülden bağlı olma ve yakın olduğu kişinin yararını düşünüp, onun zarar görmesine sebep olabilecek eylemlerden ve durumlardan titizlikle uzak durma gayretinin azamisi çift ve evlilik ilişkisinde bulunmalıdır.

Cinsel Sadakat Nedir?

Cinsel sadakat, evlilik ilişkisinde yer alan kadın ve erkeğin birbirlerine cinsel anlamda sadık kalmaları anlamına gelmektedir. Cinsel sadakate önem veren eşler, eşi dışında bir insanla cinsel içerikli hiçbir paylaşımda bulunmaz. Sadakatin cinsel boyutu çok önemlidir. Aldatma durumu, genellikle cinsel sadakatsizlik şeklinde görülür ve bu tür eylemler çiftlerin ilişkilerine ve evliliklerine çok ciddi zararlar verir.

Sadakat ve cinsel sadakat tüm insan toplumlarında önem verilen bir kavramdır. Yer yüzünde yaşayan tüm insan toplulukları sadakate ahlaki bir değer ve anlam verirler. Çift ilişkisinin ve evliliklerin sürmesini, eşlerin birbirlerine saygı ve sevgi duyarak aralarında sağlam bir bağ kurmalarını sağlayan temel değerlerden biridir.

Sadakatsizliğin görüldüğü evliliklerde, aldatılan eş, aldatan eşe güvenini kaybeder, ihanete uğratıldığını ve güvenliğinin tehlikeye atıldığını düşünür, endişe, kaygı ve korkuyla birlikte utanç / öfke hisseder. Aslında aldatılan eşin hissettiği duyguların şiddeti de, aldatma sonrası ilişkinin içine düştüğü açmazlar da sadakatin ne denli önemli bir değer olduğunu bizlere hatırlatan önemli hatırlatıcılardır.

Çift ilişkisini ve evliliği sadakat kavramının değerini bilmeksizin yaşayan insanlar, sadakatsizliğin ilişkiye verdiği zararı da görmezden gelirler. Bu kişiler aldatmayı “aldatma” olarak değil de bir hak olarak görürler. Aldatmak, ihanet etmek ve vefasızlık acı verir ve sadakatsizliğin verdiği acı bunlara benzer.

Sadakate uygun davranan eşler birbirleriyle yakındırlar, birbirlerine duygusal açıdan yakın hissederler. Sadakatsiz eşlerse birbirlerine uzaktırlar, duygusal açıdan da uzak hissederler. Eşlerini özel hissetmedikleri gibi, eşlerinin yanında kendilerini de özel hissetmezler. Evlilik ve çift ilişkisi bu kişiler açısından sıradan, öylesine ilişkiler gibidir ve büyük bir anlama sahip değildir.

Sadakatli olmak, eşlerin birbirlerine duydukları güveni güçlendirerek ilişkinin her geçen gün daha anlamlı ve daha derinlikli bir ilişki haline dönüşmesine yardımcı olur. Eşler birbirlerini özel hisseder ve hissettirirler. Sıradanlıktan ve öylesine ilişkilerden farklı olarak birbirlerine özel davranırlar. Birbirlerini her durumda ve ortamda koruyan, birbirlerinin güvenliğini, emniyetini mümkün olan en iyi şekilde gözeten insanlardır.

Çiftler Açısından Sadakatin Önemi

Çift ilişkisinde aranan temel özelliklerden bir tanesi sadakattir. Sadakat, tüm dünyadaki insan toplumlarının büyük çoğunluğu tarafından önem verilen ve hassasiyetle yaklaşılan bir kavramdır. Kısaca ifade etmemiz gerekirse, insanların (kadın ve erkek fark etmeksizin) büyük çoğunluğu “Benim için sadakat önemlidir” der.

Peki sadakat bu denli önemli iken bizler sadakate uygun hareket edebiliyor muyuz,  dikkat ediyor muyuz?

Aldatmak Nedir? Aldatmak Hakkında Bilinmesi Gerekenler

“Aldatmak nedir” sorusu, çift ilişkisinde yaşanan ihanetin anlamını sorgulayan temel bir sorudur. Aldatma tanımı kişiden kişiye değişse ve aldatma anlamı yüklenen durumlar herkese göre farklılaşsa da, çoğunluğumuzun “Evet bu bir aldatmadır” diyebileceği net durumlar da var.

Aldatmak Nedir, Ne Değildir?

Aldatmak, en başta da ifade ettiğimiz gibi, ihanet etmek ve eşin kandırılması anlamına gelir. Aldatmanın en çarpıcı biçimleri, cinsel ilişki kurarak aldatmak ve derin bir duygusal bağ kurarak aldatmak olarak görülür. Eşin dışındaki bir kişiyle cinsellik yaşamak aldatmak olarak kabul edilir. Eşin dışındaki bir kişiyle duygusal paylaşımlarda bulunmak ve eşle değil de bu kişiyle derin bir duygusal bağ kurmak da aldatmak olarak kabul edilir. Bunların her ikisi de eşin büyük ve onarılması çok zor olan ruhsal bir darbe yaşamasına sebep olur. Hiç kimse bu durumla karşılaşmak istemez. Ne yazık ki bir çoğumuz aldatılma durumu ile karşılaşırız ve bununla baş etmek ne denli zor olsa da, baş etmeye çalışırız.

Eşler, birbirleri için bu hayattaki en yakın insanlardır. Bu hakikatten hareketle, normal ve doğal olarak eşlerin birbirleriyle sohbet etmeleri, birbirleriyle dertleşmeleri, birbirleriyle cinselliği yaşamaları, duygusal yakınlaşmaları birbirleri ile yaşayıp birbirleriyle duygusal bağ kurmaları beklenir.

Aldatmak İçin Başkasıyla Duygusal Bağ Kurmak Yeterli mi?

Eşler birbirleriyle duygusal bağ kurar, birbirleriyle duygusal paylaşımlarda bulunurlar. Günümüzün en yaygın görülen aldatma biçimlerinden biri, eşle kurulması gereken duygusal bağı başka biriyle ya da birileriyle kurmaktır. Eşle ilişki duygusuzca ve düz bir şekilde giderken, onunla ilişki son derece sıradan ve sıkıcı bir halde, en asgari paylaşımlarla mutsuz bir ilişkiye dönüşürken bu ilişkiyi mutlu bir ilişkiye çevirmek için hiçbir şey yapmamak. Bunun yerine başka erkeklerle ya da kadınlarla duygusal bağ kurma gayreti içinde olmak. Bu durum hakikaten de büyük bir aldatma ve kandırmadan başka bir şey değildir. Gazetelerde bu durumları çok sık görüyoruz. Bir kadın evde eşiyle son derece mutsuz bir ilişkiyi sürdürürken, iş yerindeki bir iş arkadaşıyla öylesine bir duygusal bağ kurabiliyor ki, çoğu evli çiftin böyle bir bağ kurabilmek için azami çaba göstermelerini beklersiniz. Bir erkek eşine evlilikleri boyunca hiçbir zaman güzel bir söz söylememişken bir bakıyorsunuz ki internetten tanıştığı kadınlara tarihin gördüğü en büyük aşk uzmanı oluyor. Eşi bir güzel sözüne hasretken, çocukları babalarından sevgi, ilgi alaka görmeye açlık çekerken büyük aşk uzmanı internette başka kadınların gönlüne girmek için çaba sarf ediyor. Bu da apaçık aldatmaktır, kandırmaktır.

Başlıkta yazmış olduğum sorunun cevabı, evet olmalıdır. Aldatmak için ille de cinsellik yaşanması gerekmemektedir. Duygusal aldatma sürerken kadın erkek ilişkisinin doğası gereği bir yerinde cinsellik de yaşanabilmektedir. Cinsellik yaşansın, yaşanmasın, duygusal ilişkiyi eşle değil de başkasıyla kuran kişiler eşini aldatıyor diyebiliriz.

Aldatmak Cinsel İlişki Kurarak da Olur

Aldatmak nedir sorusuna cevap verdiğim yazımda, aldatmanın çok sık karşılaşılan ve gazetelerde, TV lerde en çok karşımıza çıkan biçimlerinden biri olan cinsel aldatmaya da değinmek istiyorum. Kadının eşini aldatması neredeyse lanetlenmiş bir eylemdir. Kadın eşini aldattığında eşinin durumunun ne olacağını tahmin edebilmek zor değildir. Büyük bir yıkım, büyük bir travma ve aldatılmış olmanın en ağır yükünü taşımaya çalışan bir insan. Aldatmak, erkek tarafından gerçekleştirildiğinde de durum aynı olmaktadır. Bu kez kadın için büyük bir yıkım, büyük bir travma ve aldatılmış olmanın en ağır yükünü taşımaya çalışan bir insanla karşılaşırız.

Erkeğin kadını aldatması bizlere daha masum görünür. Sanki olabilirmiş gibi. Olabilirmiş ama sonrasında evlilik daha kolay toparlanırmış gibi. Halbuki medyada, gazete ve TV lerde okuyor ve de seyrediyoruz. Aldatmanın olduğu evliliklerin bir kısmı toparlanamıyor, düzeltilemiyor. Aynen kırılan bir bardağı yapıştırmak gibi. Bardağın parçaları yapıştırsanız da bir arada durmuyor. Aldatma birçok evliliği bu şekilde yıkıp bitiriyor.

Erkeklerin çapkın olmakla övündüğü toplumlarda aldatma gibi bir kelime hiç kullanılmaz. Aldatma kelimesinin sevimsizliği ve keyif kaçıran tatsız manası sebebiyle bu kelimenin kullanılmasından özenle kaçınılacaktır. Bunun yerine “Hızlı” ya da “Hovarda” ya da “Gönül avcısı” olmak tercih edilecektir.

Aldatan Kadın ve Aldatan Erkek

Aldatan kadın da, aldatan erkek de aynı yoldan ilerler. Bu yol eşin kandırılmasından, bir süreliğine yalanla avutulmasından geçmektedir. “Ne yapayım ben böyleyim” diyerek aldatma eylemini yapmak zorunda olduğunu söyleyen kadınlara ve erkeklere şu soru sorulmalı diye düşünüyorum : “Madem sen böyleydin o zaman neden evlendin?”. Bu soru bana mantıklı görünüyor. Madem ki bir adam ya da kadın kendisini çapkın, hızlı, hovarda bir gönül avcısı olarak kabul ediyor, niye bir yuva kurmak ve aile olmak isteyen insanla evleniyor? Yuva kurmak ve aile olmak isteyen insan bir gönül avcısıyla evli olduğunu fark ettiğinde büyük bir yıkımla karşılaşacak ve evliliğini sürdürme ya da bitirme yönünde bir karar almak zorunda kalacaktır.

Eşini Aldatanlar Bencil mi?

Eşini aldatanları düşündüğümde bu insanların bencil olduğu sonucuna varıyorum. Hem bir yuva kuruyor, sıcak yuvada olmanın huzur ve mutluluğunu yaşamaktan geri durmuyor, hem de aldatma peşinde koşuyorlar. Bencillik sahip olduğuyla yetinmeyip başkalarının haklarını gasp etmeyi alışkanlığa çevirmektir. Bencil adamlar ve bencil kadınlar gözü başkasının hakkında olan insanlardır diye düşünüyorum. Aldatmak aslen bir yalandan ve kandırmacadan ötesini anlatıyor. Yalan ve kandırmaca işin sadece bir yönü iken, eşe verilmesi gerekenler bir kenara ayrılıp başkalarıyla paylaşılıyor, dolayısı ile onun hakkına girilmiş oluyor. Bu yönü dinimizce de aldatmanın yasaklanmış bir eylem olmasını anlamamızı kolaylaştırıyor.

Stresin Başlıca Nedenleri Nelerdir?

Stres nedenleri konusunda çeşitli görüşler olsa da, yazımızda genel olarak kabul gören stres nedenlerine yer vermeye çalışacağız. Stres nedenleri iyi anlaşılarak ve bu nedenlerle ilgili farkındalık artırılarak stresle başetmek daha kolay olacaktır.

Stresin Nedenleri

Stres nedenleri arasında olumlu ve olumsuz bir çok olağan durumu sayabiliriz. İşten çıkarılmak ve işsizlik çok önemli bir stres nedeni olarak sayılabilirken, yeni bir işe girmek ve uzun süren işsizlik döneminden sonra bir işe başlamak da stresin nedenleri arasındadır.

Stresin bir bölümü dışsal kaynaklı iken bir bölümü de kişinin iç dünyasından kaynaklanmaktadır. Hayata dair beklentiler, kişinin kendi beklentileri, yaşam olayları sonucunda düşünce dünyasında oluşan değişiklikler ve kaygılar / korkular da kişinin stres yaşamasına sebep olmaktadır.

Yaşamda ortaya çıkan önemli olaylar, ilişkilerde ortaya çıkan problemler, parasal sorunlar, çocukların dünyaya gelmesi ve aile olma hali stresin dışsal kaynakları arasında gösterilebilir. Stresin içsel kaynakları arasında ise kaygı bozuklukları, karamsarlık, olumsuz düşünme alışkanlığı, mükemmeliyetçilik ve siyah beyaz düşünme stresin içsel kaynakları arasında sayılabilir.

Stresin belli kaynakları vardır ve evrensel olarak insanlar hep bu kaynaklardan dolayı stres hissederler. Bu kaynaklar, sosyo-ekonomik şartlara bağlı kaynaklar, aile şartlarına bağlı kaynaklar, iş alanına bağlı kaynaklar, ve ilişkisel kaynaklar olarak başlıklar altında toplanabilir.

Sosyo – Ekonomik Stres Kaynakları

Parasal konularda yaşanan sıkıntılar ve yetersizlik durumu, başlıca stres kaynaklarından biridir. Kazanılan paranın normal bir hayat sürmek için yetmemesi sonucunda yaşamdan tatmin olmama hali görülür. Masraflar ve insan ihtiyaçları düşünüldüğü zaman normal bir hayat sürebilmek, hem kendi ihtiyaçlarını hem de çocukların ihtiyaçlarını karşılayabilmek, onlara iyi bir eğitim aldırabilmek, sağlıkları ile ilgili gerekli olduğunda harcama yapabilmek aslında lüks bir yaşamın gerekleri değil, asgari dengeli yaşamın olağan ihtiyaçlarıdır. Günümüzde sağlık imkanları ve sağlık hizmetlerine ulaşma yolları artmış olsa da, yine de para olmadan tedavi olunamamaktadır. Benzer biçimde, günümüzde her türlü ihtiyacın farklı tercihler arasından seçilerek yapılması mümkündür ancak para olmadan alternatif seçeneklerin varlığı da bir anlam ifade etmemektedir.

Aile Stres Kaynakları

Ailede ortaya çıkan ve insanlarımızı stres altında hissettiren kaynaklardan biri de aile stres kaynakları olarak isimlendirilebilir. Aile ortamında ortaya çıkan tüm güncel gelişmeler, kişinin genel ruh haline ve haliyle stres düzeyine etki etmektedir. Ailedeki stres kaynakları arasında çoğunlukla ifade edilen kaynaklardan biri az önce değindiğimiz ekonomik problemler yer alır. Ekonomik problemler aile içi ilişkileri, kişilerin güvenlik hissini zararlı yönde etkilemektedir. Geleceğe güvenle bakamayan insanlardan oluşan aileler ciddi ölçüde stres yaşayacaklardır. Cinsiyet rolleri ve eşlerin birbirine yardım etmeyen, bireysel yaşayan tutumlar benimsemeleri de aile stres kaynakları arasında sayılabilir. Eşler arası uyumsuzluk, geçimsizlik, karşılıklı olarak kabul yerine yadırgayıcı, suçlayıcı tutumların benimsenmiş olması eşler arası ilişkinin büyük bir stres kaynağına dönüşmesine sebep olacaktır.

Ailede stres kaynakları arasında, çocuklardaki gelişimsel farklılıklar da sıkça ortaya çıkan bir durumdur. Çocukların gelişimsel bozukluğu ya da otistik spektrum gibi bir bozukluğa sahip olması örnek olarak bir aileyi ve aile içindeki tüm ilişkiler olumsuz olarak etkileyecektir. Karşılaşıldığında başetmekte zorlandığımız durumlar, ailede stres kaynakları arasında önemli yer tutmaktadır.

İş Alanı Stres Kaynakları

İş yeri ortamında kişinin çalıştığı, yaptığı işin zorluğu önemli bir stres kaynağını oluşturmaktadır. Yapılan çalışmalar, iş yerlerinde kişilerin statüleri yükseldikçe iş alanı stres kaynağının da daha şiddetlendiğini göstermektedir. Buna göre sırada bir memur olmak stres yönünden daha avantajlı iken, statünün artışıyla beraber kişinin hissettiği stres ve gerilimin düzeyi de ciddi ölçüde artmaktadır. İş alanı stres kaynaklarının bir bölümü yapılan işe bağlı kaynaklar iken, bir bölümü hizmet verilen müşterilere bağlı kaynaklardır. Bir kısmı ise, iş ortamındaki arkadaşlara bağlıdır.

İş ortamında iş bölümü yoksa, tüm işler bir kişiye yükleniyor ve adil davranılmıyorsa, iş arkadaşları samimi ve içten davranmayıp politik ve yönlendirmeyi amaçlayan tutumlarla hareket ediyorsa, bunlar iş alanı stres kaynakları olarak kişinin stres hissetmesine sebep olacaktır. İş ortamındaki rekabet ve haset de önemli etkiye sahiptir. Rekabet belli bir ölçüde olduğunda iş yerindeki personelleri performanslarına yararlı olurken, ölçü aşıldığında artık iş yerinin verimini düşüren, çalışanların güvensizlik hissetmesine neden olan zararlı bir kaynak haline dönüşmektedir.

İlişkisel Stres Kaynakları

İlişkisel stres kaynakları, insanların birbiri ile ilişkileri sırasında stres hissetmelerine sebep olan önemli stres kaynakları arasında yer alır. Her insan farklı bir çevrede ve farklı bir kültürde büyümüş, gelişmiştir. Farklı ortamlardan ve kültürlerden gelen insanların bir arada bulunduğu, birlikte çalıştığı ortamlarda farklı değerlere sahip olunması önemli bir ilişkisel stres kaynağı olarak kabul edilmelidir. Kurallara uyulmaması ve kişisel sınırların zorlanması da iş yerindeki ilişkisel stres kaynakları arasındadır. İlişkisel stres kaynakları kişinin bunun farkında olması ve stres yaşanan durumla başetme stratejileri geliştirmesi ile birlikte etkisi azalacak olan bir kaynaktır. Farklı kültürlerden gelen, farklı değerlere sahip, farklı kişiliklere sahip insanların bir arada yaşarken kurdukları ilişkiler önemli bir stres kaynağıdır ve bu nedenle de ilk başta kişinin kendisi bu kaynağın kendisine zarar vermemesi için belli yollardan gitmelidir.

Bel Tutulması Nedir Nasıl Geçer?

Bel tutulması kişinin belinde yer alan kasların zorlanmasına neden olacak türden eylemleri yapması sonucunda meydana gelir. Yapılan yanlış egzersizler, bele fazla yük bindirilmesi, uzun süre sabit kalınması gibi durumlar yel girmesi olarak da nitelendirilen bel tutulması probleminin ortaya çıkmasına neden olur.
Halk arasında cereyanda kalmak olarak nitelendirilen durum yani kişinin terli bir şekilde rüzgarda durması da belde yer alan kasların kasılmasına neden olur. Belde kasılan kaslar bel tutulmasının oluşmasına ve çekilmez ağrıların meydana gelmesine neden olur.

Bel tutulmasına iyi gelen yöntemlerden bir tanesi de masaj yapmaktır.
Bel tutulmasına iyi gelen yöntemlerden bir tanesi de masaj yapmaktır.

Bel Tutulması Nasıl Geçer?

Bel tutulması vakaları genellikle kişinin terli bir şekilde rüzgara maruz kalmasıyla ortaya çıkar. Mevsimsel geçişlerin yaşandığı zamanlar hava bir ısınıp bir soğuduğu için kaslar kasılır ve sıklıkla bel tutulması yaşanır. Yaşanılan bu rahatsızlık genellikle kişi ev ortamında istirahat edince kendiliğinden geçer. Eğer dinlenme sonrasında beldeki tutulma geçmediyse bu durum bel tutulması değil başka bir sağlık problemidir. Bu yüzden tıbbi destek alınmalıdır. Beliniz tutulduysa evinizde tutulmanın meydana geldiği bölgeye sıcak uygulama yapın. Yapılan sıcak uygulama gerilen kasların kendisini salıp rahatlaması ve bu sayede tutulmanın ortadan kalkmasını sağlar.

Havluyu ütü ile ısıtıp belinize koyarsanız bu kasların ısı alarak rahatlamasını sağlar. Bu sayede tutulma kaynaklı ağrılar yok olur. Eğer oluşan ağrılar çok fazlaysa küvetin içerisine sıcak su koyun ve bir süre küvette bekleyin. Sıcak su sayesinde kaslarınız kendisini salacaktır ve ağrılar yok olacaktır.

Bel tutulmalarında insanların yaptığı en büyük hata sorunlu bölgeye kuru ısı uygulamaktır. Uygulanan kuru ısı kaslara hızlı bir şekilde ulaşamaz. Yani sobanın karşısında durmanız ya da bir ısıtıcı aracılığıyla belinize sıcak uygulama yapmanız bir fayda sağlamayacaktır. Bu yüzden sıcak uygulamanın kesinlikle ıslak bir şekilde yapılması önemlidir.

Bu rahatsızlığa iyi gelen bir diğer yöntem ise ağrıyan bölgeye masaj yaptırmaktır. Her ne kadar kuru masaj yaptırmak iyi gelse de bir masaj yağı ile yapılırsa daha etkili olur. Masaj yağı yoksa ev ortamında kolayca bulabileceğiniz kantaron yağı ya da zeytinyağı da kullanabilirsiniz.

Bel tutulması olduğu zaman çevrenizde olan kişiler ani hareketler yaparak kaslarınızı açmanızı isteyebilir. Sakın böyle bir hataya düşmeyin. Bel tutulması olduğu zaman kaslar aşırı derecede gerginleştiği için yapacağınız ani hareketler sonrasında kaslarınızın zarar görmesine ve ağrılarınızın artmasına neden olabilirsiniz. Egzersizler sadece uzun zaman boyunca geçmeyen bel tutulmalarında fizik tedavi uzmanları ya da fizyoterapist eşliğinde yapılmalıdır.

  Bilinçsiz yapacağınız her hareket kalıcı hasarların olmasına neden olabilir. Her şeyi denemiş olmanıza rağmen belinizde meydana gelen ağrılar geçmiyorsa bu durum bel fıtığı gibi bir sorundan dolayı oluşmuş olabilir. Ayrıca daha farklı rahatsızlıklar da bu ağrılara neden olabilmektedir. Bu yüzden bel tutulması olarak düşünülen ancak uzun zamandan beri geçmeyen ağrılar için bir uzmana görünmek gerekmektedir.

4 Maddede Sağ Kol Uyuşması ve Karıncalanmasının Nedenleri

Sağ kolda uyuşma ve karıncalanma kalp ve damarla alakalı sağlık sorunlarını akıllara getirdiğinden dolayı birçok kişide panik havası oluşmaktadır. Acaba kalbimde herhangi bir sorun var da sağ kolun uyuşması-karıncalanması meydana geliyor diye düşünenler bir hayli fazla olduğu için sizlere sağ kol uyuşması ve karıncalanması nedenleri hakkında bilgiler vereceğiz.

Sağ Kol Uyuşması ve Karıncalanması Nelerin Belirtisidir

 Genel olarak kişinin kolunu sabit bir şekilde uzun zaman tutması, ağır egzersizlerin yapılması gibi durumlar sağ kolda uyuşmalara neden olabilir. Ayrıca şeker hastalığı, sinirlerin tahrip olması, multipl skleroz ve raynaud hastalığı gibi sağlık sorunları da sağ kolda uyuşma ve karıncalanmaların meydana gelmesine neden olabilir. Genel olarak sağ kolun uyuşması ve karıncalanması nedenleri sayılırken bu sağlık sorunları üzerinde daha fazla durulmaktadır.

 Sağ kol uyuşması ve karıncalanması nedenleri tabii ki bunlarla sınırlı tutulamaz. Daha birçok nedenden dolayı sağ kolda uyuşmalar ve karıncalanmalar meydana gelebilir. İlgili sağlık problemini daha iyi bir şekilde tanıyabilmek için sağ kolda uyuşmaların ve karıncalanmaların meydana gelmesine neden olan sağlık sorunlarını açıklamaları ile birlikte ele alacağız. Bu sayede kolunuzda meydana gelen uyuşma ve karıncalanmaların neden kaynaklandığını daha iyi bir şekilde anlayabilir ve uygun tedavi yöntemlerini seçerek bu sağlık yakınmalarını ortadan kaldırabilirsiniz.

Kol Yaralanmaları

Sağ kolunuza darbe alıp yaralanmasına neden olduğunuz durumlarda ayrıca koldaki sinirlerin zarar görmesine neden olabilirsiniz. Bu tip yaralanmalarda kolda uyuşma hissiyatına paralel olarak karıncalanmalar da meydana gelebilmektedir. Ayrıca bu tip yaralanmalar kolda çekilmez ağrıların da oluşmasına neden olabilir. Kol kemiğinin kırılması, çatlaması ayrıca el, bilek ve dirsek yaralanmaları da sağ kolun uyuşması – karıncalanması nedenleri arasında gösterilebilir. Tabii ki her yaralanma bu tip belirtilerin ortaya çıkmasına neden olmaz. Özellikle yaralanmalarda sinirler tahrip olduysa bu tip belirtiler ortaya çıkacaktır.

Karpal Tünel:

Kolun uzun süre boyunca aynı şekilde hareket ettirilmesi sonucuyla elde yer alan sinirler üst üste binerek ciddi bir basıncın oluşmasına neden olmaktadır. Bu basınç etkisiyle oluşan sağlık sorununa karpal tünel denilmektedir. Tabii ki sadece elin aynı şekilde uzun süre boyunca hareket ettirilmesi bu hastalığa neden olmaz. Ayrıca kişinin aşırı kilolu olması ve şeker hastalığıyla mücadele etmesi karpal tünel hastalığının ortaya çıkmasına neden olabilir.

   Bu rahatsızlık sağ kolda meydana gelebileceği gibi sol kolda da meydana gelebilir. Kan akışının kısıtlanması da ortaya çıktığı için kolda karıncalanma ve uyuşma ortaya çıkar. Ayrıca hareket sonrasında ciddi ağrılarda ortaya çıkabilir. Çeşitli cerrahi müdahaleler ile karpal tünel etkileri ortadan kaldırılarak koldaki uyuşmalar da sonlandırılabilir.

Bel Fıtığı:

Bel fıtığı omurilikte yer alan sinirlerin sıkışması nedeniyle ortaya çıkan bir sağlık sorunudur. Omurilikte yer alan sinirlerin aşırı derecede baskı altına alınması sağ kolda karıncalanmaların ve uyuşmaların meydana gelmesine neden olabilmektedir. Ayrıca bel fıtığı ayaklarda, boyun ve bel bölgesinde uyuşmalarla birlikte karıncalanmaların ortaya çıkmasına neden olan bir sağlık sorunudur. Bel fıtığı fizik tedavi ya da ameliyat tedavisi olmadan sinirlerin bu basınçtan kurtarılması mümkün olmadığı için bel fıtığı kaynaklı sağ kolda uyuşmalar ve karıncalanmalar meydana geliyorsa bel fıtığı ameliyatı ya da fizik tedavi sonrasında ilgili problemler sonlandırılabilir.

Kolun Baskı Görmesi:

Kolun üzerinde aşırı derecede baskı olması kanın damarlarda rahat bir şekilde ilerleyememesine ve bir süre sonra kolda karıncalanmalarla birlikte uyuşmaların ortaya çıkmasına neden olur. Bu tip durumlarda kol üzerine gelen baskı kaldırılacak olursa kan akışı normale döner ve bir süre sonra uyuşmalar ile birlikte ortaya çıkan karıncalanmalar da yok olur. Özellikle uyurken kolunun üstüne yatan kişilerde uyandıkları zaman sağ kolda uyuşmalar ve karıncalanmalar meydana gelmektedir ancak bu panik yapılması gereken bir durum değildir çünkü kol üzerindeki baskı kaldırıldıktan sonra karıncalanma ve uyuşma da son bulur.

Sağ kolun uyuşması ve karıncalanması çeşitli sağlık sorunlarının da habercisi olabilmektedir. Bu yüzden hangi kolda olursa olsun uyuşma ve karıncalanma sıklıkla meydana geliyorsa kesinlikle tıbbi destek alınmalıdır.