Saç Ekimi Yaptırmadan Önce Bilmeniz Gerekenler

Saç ekimi işlemi kısaca her iki kulağı arasında bulunan ense kısmından ömür boyu dökülmeyen saçların alınarak ön kısma nakledilmesi ile gerçekleşir. Saç ekimi, hastanın kendi ense kökünde bulunan saçların kalitesiyle doğru orantılı olarak kesin çözüm sunar veya sunmaz. Kişinin ensesinde bulunan saçlar ne kadar dayanıklı ve dirençli ise bu işlem o kadar kesin çözüm sunar. Yani ensedeki saçlar ne kadar sık, gür ve dirençli ise kişi eski görüntüsüne o kadar çabuk ulaşabilmektedir.

Günümüzde 7 – 8 bin saç teline varan ekimler yapılabilmektedir. Teknolojinin ilerlemesiyle ensede hiç bir iz kalmadan saç kökleri tek tek alınmaktadır. Saç nakli plastik cerrahi kapsamına girmektedir. Tüm bahsedilen bu işlemlerin sonunda kişinin ense bölgesinden saç alındığı hiç bir şekilde anlaşılamamaktadır. Saç ekimi sonrası 5 – 6. aylarda saçlar çıkmaya başlar ve ekilen saçların yüzde doksansekizi çıkabilmektedir ve enseden alınan hiç dökülmeyen saçlar ile işlem yapıldığı için ömür boyu kalıcı saçlarınıza kavuşmuş olursunuz.

Ülkemizde Saç Ekimi

Saç ekimi Türkiye’de çok pahalı bir işlem değildir. Türkiye’de bulunan iş gücü nedeniyle dünyanın en uygun fiyatlı saç ekimi işlemini gerçekleştirebilmekteyiz. Günümüzde uzakdoğudan, arap ülkelerinden ve avrupadan bir çok müşteri saç ekimi için Türkiye’de bulunan uzmanların kapısını çalmaktadır. Bu anlamda içiniz rahat olabilir, uygun fiyata en kaliteli saç ekim işlemini gerçekleştirebiliyoruz.

Yeni Saçlarım Ne Zaman Çıkar?

Saç ekiminden sonra saçların ne zaman çıkacağı, saç ekim işleminin ne kadar düzgün yapıldığına ve saç kalitesine bağlı olarak değişmektedir. Ortalama olarak 2 aylık süreç içerisinde saçlar çıkmaya başlar. Bu durum kişinin biyolojik yapısına bağlı olarakta nadirende olsa farklılıklar gösterebilir, ancak genellikle 2 – 4 ay arasında saçlar çıkmaya başlar. Saç ekimi sonrası doktorun tavsiye edeceği losyon ve şampuanlar düzenli olarak kullanılmalıdır. Bu losyon ve şampuanlar saçın kabuklanma dönemi adını verdiğimiz saç çıkmasından hemen önce gerçekleşen evreyi atlatabilmek için son derece önemlidir. İlk ayda ekilen saçların ortalama %40’ı dökülmektedir. Bazı kişilerde ise ikinci ay sonrasında ekilen saçın %70’i dökülebilmektedir. Bu dökülmenin oranı yapılan plastik cerrahi işleminin kalitesi ile doğru orantılıdır. Saç enseden çıkartıldıktan sonra çok fazla zaman geçirmeden ekilmesi gerekmektedir.

Geçici Hafıza Kaybı Nedir?

Hafıza kaybı tıp dilinde Amnezi diye adlandırılmaktadır. Doğduğunuz andan ölümünüze kadar geçen sürede tüm yaşadıklarınız, hissettiklerinizi, duygularınızı ve tüm anılarınızı kısaca her bir anınızı beyin bir bölümünde biriktirir ve saklar.  Ve ihtiyaç duyduğu tüm verilerin üzerinden geçer.  Fakat bazı durumlarda, yaşanan olaylar sebebi ile beyinde bulunan bu verilere ulaşmak mümkün olmaz ve hafıza kaybı yaşanır.

Hafıza kaybı iki çeşitte olur. Geçici hafıza kaybı ve kalıcı hafıza kaybı ile iki çeşitte yaşanmaktadır. Geçici hafıza kaybı, tıp dilinde “global amnezi” diye adlandırır ve kısa süreli olan bir rahatsızlık olarak karşımıza çıkaktadır. Geçici hafıza kaybının yaşanmasına sebep olarak, beyin içerisinde meydana gelen kan akışının ani ve beklenmedik bir biçimde düşmesi olmaktadır. Psikolojik olarak yaşanılan duygular, travmalar ve ani yaralanmalar, baş bölgesine alınan darbeler geçici hafıza kaybının yaşanmasına sebep olarak görülmektedir. Genellikle ilk 6-24 saat aralığı içerisinde geçmektedir.

Kalıcı hafıza kaybı ise, 6-24 saat içerisinde geçmezse ve kalıcı hasar bırakacak herhangi bir kaza veya darbe sonucu ortaya çıkan, mutlaka tedavi olması gerekilen bir hastalık olarak görülmektedir.

Geçici Hafıza Kaybının Belirtileri Nelerdir?

Geçici hafıza kaybı yaşayan kişiler, ani bir şekilde hiç bir şeyi hatırlamamaya başlarlar. Bulundukları ortamı bilmezler, kişileri hatırlamazlar ve bazı düşüncelerde eksiklikler yaşarlar. Bu sebeple oldukça korku ve panik dolu duygular yaşarlar. Tabi ani bir şekilde yaşanan bu durum hemen anında fark edilmemekte ve korku ve panikle birlikte ne yapacaklarını bilememektedirler. Hatta yanında ve yakınında bulunan insanlar dahi, nasıl davranacaklarını şaşırıp ne yapacaklarını bilemezler. Geçici hafıza kaybı yaşayan kişiyi, birden soru yağmuruna tutarlar ve oldukça ısrar edici davranırlar. Tabi bu durum aksine, ne olduğunu anlayamayan hastanın daha çok korkmasına ve panik olmasına sebep olmaktadır. Hafıza kaybı yaşayan kişiler, ne olursa olsun hiçbir şekilde paniğe kapılmadan bir sağlık kurumuna gitmesi ve acil olarak uzman doktorlardan yardım alması gerekir. Uzman doktorlardan yardım alarak, kısa süreli olarak yaşanan bu hafıza kaybının nedenlerini öğrenebilir ve buna göre de önlemini alınabilir.

Migren Nasıl Geçer?

Migren, insanı deli eden ve resmen hayattan soğutan hastalıklardan birisidir. Örneğin çok mutlu bir gün yaşıyorum ve her şey tam olarak istediğim gibi ilerliyor. Tabii her şey tam istediğim gibi giderken mutlaka bir terslik olacak… İşte, o terslik genelde migren oluyor ve tüm o mutlu günümü mahvediyor. Doğal olarak migren ağrısı ile birlikte “bu sorundan nasıl kurtulurum?” Sorusunu sormaya başlıyor insan ve ne yazık ki tam olarak bir cevap veremiyor.

Migren Ağrısından Kurtulma Yolları?

Bu sorundan kurtulmak için öyle “şunu yap, bunu yap” demek olmuyor. Bu sorun, hayatınızın geneline bağlı oluşan bir problem. Bu nedenle yediğinizden, stressiz yaşamaya kadar her noktaya dikkat etmeniz lâzım. Zaten bu noktaları da genel olarak aşağıda paylaşacağım. Eğer arada benim kaçırdığım noktalar varsa onları da migren konusunda deneyimli olan arkadaşlar yorum olarak yazsın lütfen. Nitekim migreni tetikleyen ve hiç bilmediğimiz durumlar dahi olabiliyor. Bunları aramızda paylaşırsak daha dikkatli oluruz.

Migren Kalıcı Sorunlara Neden Olur mu?

Bu soruya direkt olarak hayır diyebilirim. Bugüne kadar şahsen ben görmedim ve araştırdığım kadarı ile bilmiyorum böyle bir durum. Bazen çok ciddi ve farklı hastalıklar ile birlikte yaşanan ağrılar olabilirse, belki kalıcı bir durum görülebilir. Fakat genel hatlarıyla baktığımız zaman sadece çok sinir bozucu bir ağrı yarattığını söyleyebiliriz.

Migrenden Kurtulmada Önemli Noktalar

İlk olarak stresten uzak duracaksınız arkadaşım. Stres, stres, stres… Bir insanın en büyük düşmanıdır ve migrenin en büyük dostudur. Stresin yanı sıra öyle her gün kafein yüklemesi, sigara yüklemesi yapmayacaksınız vücuda. Gidin efendi gibi yeşil çay için. Aynı durum alkol konusunda da geçerli. Ne beslenme de, ne de kafein ve alkol gibi konularda abartıya kaçmayın. Öyle ki kullandığınız parfümlerde bile aşırı kokuya odaklanmayan. Güzel ya da çirkin tüm kokular eğer aşırı olursa migreni tetikler. Doğal olarak iki koku için başlarsınız ağrılı saatlere.

Gastrit nedir?


Gastrit günümüzde çok sıklıkla görülen önemli mide rahatsızlıklarındandır. Önemsenmediği takdirde önemli sorunlara yol açabilir.Gastrit mide mukozasının iltihabıdır. Akut gastrit dış etkenlerin sonucunda ortaya çıkmaktadır (örn. Alkol yada ilaç kullanımı). Belirtileri üst karın bölgesinde mide ağrıları, iştahsızlık, bulantı, kusma ve gaz sancılarıdır.

Kronik gastrit ise sıklıkla belirgin belirtiler göstermeksizin seyreder.

Nedenlerine bağlı olarak üç şekilde ayırt edilir: A Tipi (Otoimmünite rahatsızlığı), B Tipi (Helicobacter pylori bakteri enfeksiyonu), C Tipi (dış etkenler).

Gastrit hastalıklarının neredeyse % 90’ı Helicobacter pylori bakteri enfeksiyonuna dayanmaktadır. Tedavi edilmemesi durumunda ülsere dönüşebilmektedir.

Sekonder Hipertansiyon ne demek?

Hipertansiyon Nedir      

Hipertansiyon, kan basıncının normalin üzerinde olmasıdır. Sağlıklı bir insanda kan basıncı küçük ve büyük kan basıncı olarak iki ifade ile tanımlanır. Küçük kan basıncı 80 mmHg, büyük kan basıncı 120 mmHg olduğunda normak tansiyondan bahsedilir. Ancak bazı durumlarda tansiyon düşebilir veya yükselebilir. Küçük tansiyonun 90 mmHg, büyük tansiyonun 140 mmHg ve üzerinde olmasına yüksek tansiyon veya hipertansiyon denir.

Hipertansiyon Nedenleri ve Belirtileri

Hipertansiyon baş ağrısı, burun kanaması, görme bulanıklığı, bulantı, kusma, göğüste aprı, çarpıntı, kulak çınlaması, düzensiz kalp atışı gibi belirtiler ile kendini göstermektedir. Obezite, yaş, genetik yatkınlık, çevresel faktörler, yanlış beslenme alışkanlıkları (aşırı tuzlu ve yağlı gıdalarla beslenme), sigara ve alkol kullanımı, stresli yaşam tarzı, sürekli ağrı kesici kullanımı, diyabet, kalp hastalıkları hipertansiyon görülme ihtimalini artırmaktadır.

Hipertansiyon Çeşitleri

Hipertansiyon belirli bir nedene bağlı olarak ortaya çıkabileceği gibi hiçbir neden yokken de görülebilir. Tüm hipertansiyon hastalarının %90’ı bilinmeyen sebeplerden ötürü meydana gelir. Bunlara primer hipertansiyon adı verilir. Hipertansiyon bir nedene veya başka bir hastalığa bağlı olarak ortaya çıkabilir. Tüm hipertansiyon hastalarının ’u bilinen bir sebepten ötürü ortaya çıkar. Bunlara ise sekonder hipertansiyon denir.

Sekonder Hipertansiyon

Yüksek tansiyon böbrek, kalp, diyabet, akromegali, hipotiroidizm, hipertiroidizm, Cushing sendromu, aldosteronizm, hiperparatiroidizm gibi hastalıklara, hormonal nedenlere, oral kontraseptifler, glukokortikoidler, moniralokortikoidler, ağrı kesiciler, eritropoietin, tiramin, monamin oksidaz inhibitörleri gibi ilaç kullanımına, gebeliğe, nörolojik rahatsızlıklara, sigara ve alkol kullanımına, yanlış beslenmeye ve aşırı kiloya bağlı olarak oluşabilir. Sekonder hipertansiyonun altında yatan neden ortadan kaldırılırsa tansiyon normale dönebilmektedir. Hipertansiyonun tedavisinde ideal kiloda olmak, doğru beslenmek (az yağlı, az tuzlu, bol meyve sebze tüketimi), spor yapmak, bol su içmek, sigara ve alkolden uzak durmak kişilerin alabilecekleri önlemlerdir.

Hayat tarzı değişikliği ile normale dönmeyen hastalarda ilaç tedavisine başlanabilir. En sık kullanılan ilaçlar diüretikler, damar genişletici ilaçlar, anjiotensin dönüştürücü enzim inhibitörleri, ritim düzenleyicilerdir. Hangi ilacın kullanılacağına doktor karar vermelidir. Ayrıca hipertansiyon tedavisinin ömür boyu süreceği unutulmamalıdır. Kişiler istedikleri zaman ilaç kullanmayı bırakmamalıdır. Fark edilmeyen hipertansiyon krizleri vücuda büyük zararlar verebilir.

Koroner kalp hastalığı nedir?

Koroner kalp hastalığı, kalbi besleyen damarların daralması ya da tıkanması sonucunda oluşan hastalıkların genel tabiridir. Damar duvarlarındaki bazı hücrelerin birikmesi ile oluşan plaklar, damar sertliğine sebep olur. Plakların oluşması ile damarlarda daralma ve ya kalbi besleyen damarların tamamen tıkanması kalp krizi gibi riskli hastalıklara yol açabilir.

40 yaş üzeri bireylerde görüleceği gibi, ailesinde 55 yaş altı koroner kalp rahatsızlığı yaşayan bireylerde daha erken yaşlarda izlenebilmektedir. Kadınlara oranla erkeklerde risk 4 kat daha fazla artmaktadır. Bunun sebebi ise kadınlardaki östrojen hormonunun koruyucu olduğu, uzmanlar tarafından öne sürülmektedir. Bu nedenlerde kadınlarda, menopoz döneminde daha sık rastlanmaktadır.

Teşhis, erkeklerde 50-60 yaş aralığında olurken, kadınlarda ise 60-70 yaş aralığında konulmaktadır.

İstatistiklere göre, 2003-2004 senelerinde Türkiye’de görülen koroner rahatsızlıkların sayısı 2 milyon 800 bin kişi, 2015 senesinde ise 5 milyon 600 bin kişiye çıktığı öne sürülmüştür.

BELİRTİLERİ

Koroner hastalığı, gözle görülür hiç bir belirti vermeyebilir. Ancak ilerleyen evrelerde, göğüs ağrısı şiddetlenerek sol kola ve çeneye vurmaya başlayabilir. Sol kolda uyuşma hissi hissedilebileceği gibi egzersiz yaparken zorlanma yaşanır. Bunların dışında, nefes almada güçlük, sürekli ve geçmeyen yorgunluk, göğüste basınç ve yanma, koroner kalp hastalığının belirtisi olabilir.

TEŞHİS

Doktor kontrolünde yapılacak olan tahliller ile teşhis kolayca konabilir.
-EKG ile kalbin atım düzeni takip edilir ve geçişte geçirilmiş kalp krizleri hakkında bilgi edinilebilir.
-Eforlu EKG ile egzersiz halinde kalp elektrosu kaydedilir. Damarların kalbi ne kadar beslediği gözlenir.
-Talyum Miyokard Sintigrafisi ile damardan nükleer bir madde verilerek kalp kasının beslenme oranı incelenir. Kalbi beslemeyen damarlar tespit edilir.
-Ekokardiyografik inceleme ile kalp kasının kasılması ile kapakçıklar ultrason ile incelenir.
-Koroner Anjiografi ile teşhis konulması zor olan vakalarda kullanılan bir yöntemdir.

Kalp sağlığınız için küçük tavsiyeler

Kalp sağlığı ülkemizde birçok insanda görülmektedir. Kalp sağlığı ölümcül bir hastalık olabilir. Kalp hastalığına yakalanan insanlar tedavi sürecini aksatmadan devam ettikleri sürece bu kalp hastalığını yenmiş olacaklardır. Doktorun verdiği ilaçları kullanmamak tedavileri aksatmak kalp hastalığının daha çok ilerlemesine sebep olur.  Kalp hastalığına yakalanan insanlar yeme içmelerine dikkat etmesi gerekir. Birçok insan bu sebepten dolayı ölmektedir. Alkol, sigara ve benzeri türlerden uzak durmalılar.

Sabah koşularına çıkmak kalbin atışını dengeler. Ve düzenli bir kalp sağlar. Kalbimiz ne kadar kan pompalarsa bizlerde o kadar iyi yaşarız. Birçok insan kalp hastalığına yakalanıp aman geçer gibisinden düşünüp tedavilerini aksatmaktadır.

Kalp hastalığı her insanda (genç, yaşlı, bebek, çocuk) görülebilir. En çok da yaşlılarda gözükmektedir. Spor yaparak bu kalp sorununu biraz da olsa yenmiş olursunuz. Doktorunuzun verdiği ilaçları ve tedavileri düzenli bir şekilde yerine getirdiğinizde eskisinden daha iyi olacağına inanabilirsiniz. Ancak önemli olan tedavileri ve ilaçları düzenli olarak kullanmaktır. Aksi halde bu düzensizlik kalp hastalığını daha çok tetikler ve ölüme yol açar.

İnsanlar kalbim sıkışıyor demelerinin birçok nedeni var en önemli nedeni isle gereksiz şeyleri kendilerine sıkıntı yapıp strese girmeleridir. En önemli etkende budur. Kendinizi strese sokarak hayatınızı tehlikeye atmış oluyorsunuz. Bazı şeyleri sıkıntı etmek olacağına bırakmak sizin ve sağlığınız için daha iyi sonuçlar verecektir.

Kalp sağlığınızı korumak için meyve sebze bol tüketilmelidir. Doğal yağlar yenmelidir. Dışarıdan çağırdığınız yemekler kalp sağlığınızın kötüye gitmesine sebep olur. Bol su tüketilmelidir. Günde 2 litre su içilmelidir.Kalp hastalığı kadınlardan çok erkeklerde daha fazla görünmektedir. 40 yaşına gelmiş bir erkek kalp krizi geçirdiğinde kurtulma imkanı düşüktür.

Bel Tutulması Nedir Nasıl Geçer?

Bel tutulması kişinin belinde yer alan kasların zorlanmasına neden olacak türden eylemleri yapması sonucunda meydana gelir. Yapılan yanlış egzersizler, bele fazla yük bindirilmesi, uzun süre sabit kalınması gibi durumlar yel girmesi olarak da nitelendirilen bel tutulması probleminin ortaya çıkmasına neden olur.
Halk arasında cereyanda kalmak olarak nitelendirilen durum yani kişinin terli bir şekilde rüzgarda durması da belde yer alan kasların kasılmasına neden olur. Belde kasılan kaslar bel tutulmasının oluşmasına ve çekilmez ağrıların meydana gelmesine neden olur.

Bel tutulmasına iyi gelen yöntemlerden bir tanesi de masaj yapmaktır.
Bel tutulmasına iyi gelen yöntemlerden bir tanesi de masaj yapmaktır.

Bel Tutulması Nasıl Geçer?

Bel tutulması vakaları genellikle kişinin terli bir şekilde rüzgara maruz kalmasıyla ortaya çıkar. Mevsimsel geçişlerin yaşandığı zamanlar hava bir ısınıp bir soğuduğu için kaslar kasılır ve sıklıkla bel tutulması yaşanır. Yaşanılan bu rahatsızlık genellikle kişi ev ortamında istirahat edince kendiliğinden geçer. Eğer dinlenme sonrasında beldeki tutulma geçmediyse bu durum bel tutulması değil başka bir sağlık problemidir. Bu yüzden tıbbi destek alınmalıdır. Beliniz tutulduysa evinizde tutulmanın meydana geldiği bölgeye sıcak uygulama yapın. Yapılan sıcak uygulama gerilen kasların kendisini salıp rahatlaması ve bu sayede tutulmanın ortadan kalkmasını sağlar.

Havluyu ütü ile ısıtıp belinize koyarsanız bu kasların ısı alarak rahatlamasını sağlar. Bu sayede tutulma kaynaklı ağrılar yok olur. Eğer oluşan ağrılar çok fazlaysa küvetin içerisine sıcak su koyun ve bir süre küvette bekleyin. Sıcak su sayesinde kaslarınız kendisini salacaktır ve ağrılar yok olacaktır.

Bel tutulmalarında insanların yaptığı en büyük hata sorunlu bölgeye kuru ısı uygulamaktır. Uygulanan kuru ısı kaslara hızlı bir şekilde ulaşamaz. Yani sobanın karşısında durmanız ya da bir ısıtıcı aracılığıyla belinize sıcak uygulama yapmanız bir fayda sağlamayacaktır. Bu yüzden sıcak uygulamanın kesinlikle ıslak bir şekilde yapılması önemlidir.

Bu rahatsızlığa iyi gelen bir diğer yöntem ise ağrıyan bölgeye masaj yaptırmaktır. Her ne kadar kuru masaj yaptırmak iyi gelse de bir masaj yağı ile yapılırsa daha etkili olur. Masaj yağı yoksa ev ortamında kolayca bulabileceğiniz kantaron yağı ya da zeytinyağı da kullanabilirsiniz.

Bel tutulması olduğu zaman çevrenizde olan kişiler ani hareketler yaparak kaslarınızı açmanızı isteyebilir. Sakın böyle bir hataya düşmeyin. Bel tutulması olduğu zaman kaslar aşırı derecede gerginleştiği için yapacağınız ani hareketler sonrasında kaslarınızın zarar görmesine ve ağrılarınızın artmasına neden olabilirsiniz. Egzersizler sadece uzun zaman boyunca geçmeyen bel tutulmalarında fizik tedavi uzmanları ya da fizyoterapist eşliğinde yapılmalıdır.

  Bilinçsiz yapacağınız her hareket kalıcı hasarların olmasına neden olabilir. Her şeyi denemiş olmanıza rağmen belinizde meydana gelen ağrılar geçmiyorsa bu durum bel fıtığı gibi bir sorundan dolayı oluşmuş olabilir. Ayrıca daha farklı rahatsızlıklar da bu ağrılara neden olabilmektedir. Bu yüzden bel tutulması olarak düşünülen ancak uzun zamandan beri geçmeyen ağrılar için bir uzmana görünmek gerekmektedir.

Geçici Hafıza Kaybı Nedir?

Hafıza kaybı tıp dilinde Amnezi diye adlandırılmaktadır. Doğduğunuz andan ölümünüze kadar geçen sürede tüm yaşadıklarınız, hissettiklerinizi, duygularınızı ve tüm anılarınızı kısaca her bir anınızı beyin bir bölümünde biriktirir ve saklar.  Ve ihtiyaç duyduğu tüm verilerin üzerinden geçer.  Fakat bazı durumlarda, yaşanan olaylar sebebi ile beyinde bulunan bu verilere ulaşmak mümkün olmaz ve hafıza kaybı yaşanır.

Hafıza kaybı iki çeşitte olur. Geçici hafıza kaybı ve kalıcı hafıza kaybı ile iki çeşitte yaşanmaktadır. Geçici hafıza kaybı, tıp dilinde “global amnezi” diye adlandırır ve kısa süreli olan bir rahatsızlık olarak karşımıza çıkaktadır. Geçici hafıza kaybının yaşanmasına sebep olarak, beyin içerisinde meydana gelen kan akışının ani ve beklenmedik bir biçimde düşmesi olmaktadır. Psikolojik olarak yaşanılan duygular, travmalar ve ani yaralanmalar, baş bölgesine alınan darbeler geçici hafıza kaybının yaşanmasına sebep olarak görülmektedir. Genellikle ilk 6-24 saat aralığı içerisinde geçmektedir.

Kalıcı hafıza kaybı ise, 6-24 saat içerisinde geçmezse ve kalıcı hasar bırakacak herhangi bir kaza veya darbe sonucu ortaya çıkan, mutlaka tedavi olması gerekilen bir hastalık olarak görülmektedir.

Geçici Hafıza Kaybının Belirtileri Nelerdir?

Geçici hafıza kaybı yaşayan kişiler, ani bir şekilde hiç bir şeyi hatırlamamaya başlarlar. Bulundukları ortamı bilmezler, kişileri hatırlamazlar ve bazı düşüncelerde eksiklikler yaşarlar. Bu sebeple oldukça korku ve panik dolu duygular yaşarlar. Tabi ani bir şekilde yaşanan bu durum hemen anında fark edilmemekte ve korku ve panikle birlikte ne yapacaklarını bilememektedirler. Hatta yanında ve yakınında bulunan insanlar dahi, nasıl davranacaklarını şaşırıp ne yapacaklarını bilemezler. Geçici hafıza kaybı yaşayan kişiyi, birden soru yağmuruna tutarlar ve oldukça ısrar edici davranırlar. Tabi bu durum aksine, ne olduğunu anlayamayan hastanın daha çok korkmasına ve panik olmasına sebep olmaktadır. Hafıza kaybı yaşayan kişiler, ne olursa olsun hiçbir şekilde paniğe kapılmadan bir sağlık kurumuna gitmesi ve acil olarak uzman doktorlardan yardım alması gerekir. Uzman doktorlardan yardım alarak, kısa süreli olarak yaşanan bu hafıza kaybının nedenlerini öğrenebilir ve buna göre de önlemini alınabilir.

Dişlerde Siyahlaşma Sorunu Nasıl Geçer?

Biyolojik ve fizyolojik nedenlere bağlı olarak dişlerimizde siyah lekeler oluşabilir. Bu siyah lekeler özellikle ön dişlerinizde oluşmuşsa estetik görüntümüzü bozar ve güzel gülüşünüzü perdeler. Bu yazımda sizlere; dişlerde siyah lekelerin oluşma sebeplerinden bahsedip, dişlerden siyah lekeleri temizlemenin tıbbi ve doğal yollarını anlatacağım. Yazdıklarımı dikkatlice okuyup uygularsanız, son derece sinir bozucu olan bu siyah lekelerden kurtulursunuz.

Dişlerde Neden Siyah Lekeler Çıkar?

Bu sorunun tedavi yöntemlerinden bahsetmeden önce nedenlerine değinmek istiyorum. Sorunu kökten çözebilmek ve ilerde tekrar aynı problemleri yaşamamak için bu bilgileri öğrenmenizde fayda var. Şimdi bu nedenleri maddeler halinde sıralayalım:

  • Sigara ve alkol
  • Çikolata ve şekerli yiyecekler
  • Asitli içecekler
  • Uzun süre kullanılan diş teli
  • Diş protezi, diş kaplaması yada dolgunun zamanla aşınması
  • Yaşlanma
  • Aşırı kahve ve çay içmek
  • Tetrasiklin grubu antibiyotik kullanımı
  • Florit ve demir içeren vitamin destek hapları

Yukarıda belirttiğim fizyolojik ve biyolojik etmenler dişlerde siyah lekelere neden olabilir. Bunların dışında ateşli hastalık gibi farklı hastalıkların semptomları olarak da dişlerde siyah noktalar görülebilir. Ancak bu rahatsızlığın görülmesindeki en büyük neden birçoğumuzun sıklıkla tükettiği çay kahve ve sigaradır. Beslenmemize dikkat edip diş bakımına özen gösterdiğiniz taktirde dişleriniz de sağlıklı kalacaktır.

Dişlerde Oluşan Siyah Lekelerin Tedavisi

Yukarıda bahsettiğim nedenlerden ötürü dişinizde siyah lekeler oluştuysa korkmanıza gerek yok. Dişte yer alan koyu renkte noktalar veya siyah lekeler erken müdahale ile basit bir diş temizliği sonucu yok edilir. Bu diş temizliğini evinizde rahatlıkla yapabilirsiniz. Diş lekesinin doğal tedavisi misvak kullanmaktan geçer. Ayrıca eczanelerde satılan ağız ve diş temizleme losyonlarını kullanıp dişlerinizi düzenli fırçaladığınızda bu siyah lekelerin yok olduğunu göreceksiniz. Ancak dişte oluşan siyah lekeleri ciddiye almazsanız leke boyutu zamanla büyüyecek ve dişinizde tartar oluşturacaktır. Bu durumda bir diş hekiminin yardımına ihtiyaç duyacaksınız.

Diş hekimi polisar denilen bir madde ile dişlerinizi temizleyecektir ve size özel diş macunları kullanmanızı önerecektir.

Diş temizleme operasyonunun zararı yoktur. Ancak dişlerin sürekli beyaz kalması için sık sık dişçi veya estetik merkezlerinde diş sildirmeniz ileride diş çürüklerine yol açar. Bunun sebebi ise her diş temizleme operasyonunun diş minesini biraz daha inceltmesidir.