Kolit Nedir ve Nasıl Tedavi Edilir?

Bağırsak hastalıklarının nedenleri, teknoloji bu denli gelişmesine rağmen tam olarak bilinmeyen ve tam anlamıyla nelerin sebebiyet verdiği anlaşılmayan hastalık olarak görülmektedir. Aynı zamanda çevresel ve kalıtsal faktörlerin bu hastalıkta rol oynadığı görülmektedir. Genelde genç yaşta olan kişilerde görülen ve ortaya çıkan hastalıkları kapsamaktadır. Bu hastalıklar içerisinde olan hastalıklarından birisi de, ülseratif kolit olarak karşımıza çıkar. Ülseretif kolit, ateş, karın ağrısı, ishal, kanama gibi göstergelerle ortaya çıkmakta olup, kalın bağırsağın iç yüzünde yer alan tabakaların iltihaplanması durumudur.

Hastanın şiddeti, belirtileri, ağrısı kişiden kişiye değişiklik göstermekte ve değişmektedir. Kalın bağırsak da tutunan bu hastalık, ateşlenme, iyileşme dönemleri görülür. Ülseratif kolit, bulaşıcı değildir insandan insana veya ortak eşyaların kullanılmasıyla birlikte bulaşması söz konusu olmamaktadır.
Mutlaka ve mutlaka ciddiye alınması gereken bir hastalıktır. Genelde genç yaşta olan insanlarda hatta 20 yaş aralığında kişilerde görülen bir hastalıktır. Kalın bağırsak da nüfuz ederek yaralar oluşturmakta ve yaralarla birlikte kanama ve vücut sıvısında sıvı kaybına yol açar.
Belirtilerini görmeye başladığınız an uzman doktorlar tarafından muayene edilmeniz ve tedavi görmeniz gerekmektedir. Hatta bu durumda acele etmek ve geç kalmamak önem taşır. Her hastalıkta erken teşhisin önemi oldukça büyüktür. Daha büyük sorunlar, hastalıklar ile karşılaşmadan uzman doktorlardan yardım almak önemlidir.
Ülseratif kolitin nedeni şuan için kesin olarak bilinmemektedir.

Ülseratif kolit hastalığında, genetik ve çevresel faktörlerin etkisi oldukça  önemlidir. Ailesinde ülseratif kolit hastalığı olan bu hastalık sebebiyle sorunlar yaşayan kişilerin varlığı, genetik faktör sebebiyle başka birisinde görülmesi muhtemeldir. Bir çocukta bu hastalığın görülme ihtimali, sağlıklı ailelerin çocuklarında görülmesine göre daha muhtemeldir. Çevresel faktörler arasında ise, sigara ve alkol tüketiminin oldukça fazla olması bu hastalığın görülmesine  etkili olduğu görülmekte ve hissedilmektedir. Ayrıca yapılan araştırmalara bakıldığında, bir hastalık düzeltilmeye çalışılırken bir hastalığın oluşmasına etkisi olan ilaçlar kolit hastalığını tetikler. Aspirin, antibiyotik ve bayanların kullandıkları doğum kontrol hapları hastalığın daha da şiddetlenmesine yol açabilmektedir. Bu ilaçlar kullanılırken doktora danışmanın faydası oldukça önemlidir.

Ayrıca yaşanılan stres, hamilelik hastalığın şiddetlenmesine neden olmaktadır. Bazı enfeksiyonlar, kalın bağırsakta bağışıklık sisteminin direncini düşürmekte ve hücrelerinin aşırı reaksiyon göstermesine sebep olmaktadır. Ülseratif kolitin meydana gelmesinde büyük derecede etkili olduğu düşünülmekte fakat dediğimiz gibi nedeni kesin olarak tahmin edilmemektedir.
Bu hastalığın yol açtığı sorunların en başında ülserlerin oluşturduğu kanamadır. Bağırsakta fistül dediğimiz yaralar oluşabilir. Bu problemin ilaçla düzeltilmesi zordur. Ameliyat ile tedavi gerekebilir. Ülseratif kolitin sorun olduğu en tehlikeli hususlardan birisi de toksik megakolondur. Sonuç olarak bağırsaklar kendiliğinden genişlemiştir. Acil tedavi gerektiren bir durumdur.

Kolit Hastalığının Tedavisi Mümkün Müdür?

Ülseratif kolitte, kalın bağırsak kanseri yaşama olasılığı sağlıklı olan bireylere göre daha görülmektedir. Bağırsak bölgesinin tutulan kısmına göre hastalığın riski belirlenmektedir. Bu yüzden hastalık durumu ortaya çıktıktan sonra  8 veya 10 yıl sonra bu hastalığı yaşayan insanların yılda bir kere kolonoskopik muayeneleri gerçekleştirilir.

PRP Tedavisi Nasıl Uygulanır?

Platelet rich plasma, yönünden zenginleştirilmiş plazma uygulamasının kısaltılmış adı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir kişiden alınan az miktardaki kanın ayrıştırılarak bileşenlerine ayrıştırılması işlemidir. Elde edilen platelet yönünden zenginleştirilmiş plazmanın aynı kişiye akıtma yoluyla geri verilmesi işlemidir. Bu işlem, cilt gençleştirme ve yapılanmasına destek olma amacıyla gerçekleştirilir.
P.R.P. sistemi; vücuda enjekte edildiği bölgelerde kök hücreleri uyarır ve  aktif halde olduğunda dokuların yenilenmesine yardımcı olan bir yöntemdir.

Bu işlemin amacı ise, kanın pıhtılaşmasını sağlayarak vücuttaki onarımı sağlayan trombosit hücreleri diye bilinen hücrelerin görevi, vücutta oluşan herhangi bir hasar veya problem oluşması durumunda doku onarımını sağlanmaktadır. P.R.P. sisteminde, ayrıştırma işleminden geçirilerek elde edilen plateletlerin yani trombosit hücrelerinin ve büyüme faktörlerinin ihtiyaç duyulan bölgeye daha çabuk ulaşmasını sağlamaktır. Bu sayede üretiminin oluşmasını sağlayan uyarımlar da etkili olan P.R.P yöntemi; cildimizin gençleştirilmesinde saç, yüz, vücut yenilenmesini sağlar. Yani vücudumuzun her bölgesinin hızlı bir şekilde onarılmasını sağlamada en etkili yöntemlerin başında gelmektedir.
Kişinin kendi kanıyla yapılan P.R.P. sistemi arınmış ortamda uygulanan güvenli bir yöntemdir.

PRP NASIL UYGULANIR?


Peki, P.R.P. uygulaması nasıl gerçekleşir? Kişiden alınan bir miktar kan ayrıştırma ile ayrıştırılır. Elde edilen ayrışmış hücreler, tedavi yapılacak bölgeye enjekte edilir. Plateletler ciltte büyüme ve gelişme faktörlerinin serbest kalmasını sağlar. Büyüme faktörleri asit üretimini arttırarak onarımı gerçekleştirir. Ciltte bulunan kırışıklıkların, cilt problemlerinin etkili biçimde giderilmesi ve yenilenmesini sağlar. P.R.P. işlem süresi en fazla yarım saattir.

Uygulama seansları için önerilen seans günü; 3 veya 4 seans olmaktadır. Ayrıca 15 gün arayla seans uygulamaları gerçekleştirilmektedir.
İlk uygulama ile birlikte, cildin aydınlanması ve parlaklığı ciltte hemen ortaya çıkıp farkında varılmaktadır. Uygulama bittikten sonra olan süreçte uygulanan seanslar sonrasında etkili bir şekilde görülür. Uygulanan seanslar sonrasında, gerekli işlemler yapıldıktan sonra  ortaya çıkan yapılanma-onarımın kalıcılığının sağlanması mümkündür. Bunun için idame seansları yıl içinde 1 veya 2 seans olarak önerilir.
Ayrıca vücutta herhangi bir yerinde ağrı veya ciddi bir acı hissi hissedilmeden güvenli bir şekilde uygulanan P.R.P. yöntemi tüm cilt problemleri için etkin bir yöntem olarak uygulanmaktadır.

Siroz Hastalığı Nasıl Tedavi Edilir?

Karaciğer karnın sağ üst köşesinde, sağ akciğerin altında bulunan bir organdır.  Siroz veya  karaciğer iflası, karaciğerde dönüşü olmayan organ yetmezliğini tetikleyen bir hastalıktır. Kronik karaciğer iflasının ilerlemesi, akut karaciğer iflasından daha yavaş olsa da dışarıdan daha ağır bir durum olarak ortaya çıkar..

Karaciğer bedendeki alkol, nikotin gibi zehirli maddelerin bedenden uzaklaştırılmasına yardımcı olur. Karaciğer, yiyeceklerin sindiriminde, yağ metabolizmasında, kanın pıhtılaşmasında ve diğer fonksiyonlarda önemli rol oynar. Karaciğerde oluşan bir yara, karaciğere sürekli zarar verir ve görevini yapamaz ve bu belirtiler karaciğer hastalığı olan sirozun oluşmasına zemin hazırlar.

Karaciğer vücutta kimya laboratuarı gibi çalışan bir organdır.  Kan şekerinin düzenlenmesi, yağ, şeker ve proteinlerin birbirine dönüşmesine ve daha bir çok görevi vardır. Hücreleri yapısı düzenlidir. Başta alkol kullanımı olmak üzere hepatit türü hastalıklar sonucunda karaciğerin yapısı düzensizleşir ve hücreler hasara uğrar, böylece hücreler zarar görür. Hücrelerin yok olmasıyla karaciğer küçülür ve görevini yerine getiremez. Şüphesiz vücudun kimya fabrikası dediğimiz organın bozulması hayati tehlikeye yol açan bir sorundur. Bu sebeplerden dolayı iyileşmesi imkansız olan siroz hastalığı ortaya çıkar. Sirozlu bir karaciğer küçülmüştür ve pürtüklü bir yapıya sahip olur. Yok olan karaciğer hücrelerinin yerine yeni hücre üretimi gerçekleşir fakat bu dağınık ve fazla olur. Bu yüzden bağ dokusu bütün karaciğere dağınık bir şekilde yerleşmiştir.

Siroz, batı ülkelerinde ölüm nedenleri arasında ilk 10 sırada yer almaktadır. Asıl sebebi alkol kullanmaktır. Alkol nedeniyle oluşan sirozun tedavisi yoktur. Mutlaka alkolü bırakmak gerekir. Günde 60 gr. dan fazla uzun süre alkol alan bir erkek karaciğer sirozuna yakalanır. Kadında ise bu miktarın 20 gr olarak belirtilmiştir. Bir diğer sebebi ise hepatit virüslerinden kaynaklanan hepatit B, C ve D hastalıklarıdır. Bu mikroorganizmalar karaciğerde iltihaplanma sebebi olabilir. Özellikle hepatit B süregelen bir hastalıktır.Karaciğerde bu iltihaplanma kalıcıdır. Ekonomisi kötü ülkelerde bu yüzden siroza yakalanma bir hayli fazladır. Karaciğerde demirin aşırı birikmesi, safra kesesi hastalıkları, kronikleşmiş karaciğer hastalıkları ve kalp yetmezliği sirozun diğer sebepleri arasında yer alır.

Siroz Hastalığının Belirtileri

Hastalık; yorgunluk, çabuk yorulma, iştahsızlık, sarılık, kaşıntı, bulantı, aşırı  gaz  oluşumu, özellikle bacaklarda ve karında şişlik, kabızlık, erkeklerin göğsünün büyümesi görülmektedir. Bunlar sadece sirozda ortaya çıkan belirtilerdir.

Hastalığın daha ileri evresinde belirtiler şiddetli ve tanı koydurucudur. Gözle görülür bir kilo kaybı vardır. Hasta yemek yemek istemez. Bacaklar zayıflar. Dokular susuz kalır. Yemek borusundaki damarlar patlayarak iç kanama olabilmektedir. Karaciğer zehirli maddeleri süzer fakat siroz sonucu bu görevi yapamaz ve bu zehirli maddeler vücudun hücrelerini tahrip eder. Beyin hücrelerinin hasarı sonucu kişi normal davranış sergilemez, motive olmada güçlük çeker. Cinsel istek azalır. Aç karnına kusmaya başlar, geceleri idrar yapması fazlalaşır. Hastanın fiziksel görünümü değişir. Yanaklarda kızarma hormonal dengesizlik sonucu vücut kılları dökülür, damarlar genişler ve boyunda, sırtta görülür bir hal alır.

 Siroz Hastalığının Teşhisi

Hastanın alkol kullanıp kullanmadığı, hepatit hastalığı var mı gibi sorularla hasta hakkında bilgi almak gerekir. Bu hastalığın bulaşmış olabileceği ihtimalini göz önüne alır ve ailede eşinin ya da birlikte olduğu kişide hepatit olup olmadığını öğrenmek ister.

Daha sonra elle yapılan muayeneyle karaciğerin nasıl olduğuna bakılır. Siroz hastalarının karaciğeri serttir. Kenarları ise çok belirgindir. Sirozluların çoğunun dalağı büyüktür. Doktor hastanın görünümünü de inceler. Hasta sararmış, yanaklar ve eller kırmızılaşmıştır. Bacaklar zayıf ve karın da su topladığından elle muayene ile karında su birikip birikmediğini anlaşılabilir.

Kesin tanı koymak için ise kan tahlilleri ve gerekirse karaciğerden parça alımı yapılır. Kanda albumin düzeyi düşük, bilirubin seviyesi yüksek ise karaciğerde sorun olduğu anlaşılır. Karaciğer hücrelerinin kanda ne durumda olduğu incelenir. Bunun dışında ultrason görüntüleme ile karaciğer görüntülenir. Karaciğerin yüzeyi ve yapısının bozukluğu hakkında bilgi alınır. Siroz teşhisi konmasında güvenilir ve etkin bir yöntemdir.

Siroz Tedavisi

Alkole bağlı sirozun tedavisi yoktur. Hastalığın erken tanısı sonucu alınan bazı önlemlerle hastalığın şiddeti azaltılabilir ve bazı belirtiler hafifletilerek hastayı rahatlatmak amaçlanır. Hepatit sonucu siroz olanlarda ise interferon tedavisiyle virüslerin çoğalması engellenir. Alkol bırakılmalı,takviye vitamin alınabilir,yüksek  tansiyonu kontrollü olmalı,kanda biriken ödem dışarı atılmalıdır,doktor tavsiyesiyle ilaç kullanılmalı,aşırı yağlı ve baharatlı ağır yiyecekler tüketilmemeli, bağışıklık sistemi mümkün olduğunca yüksek tutulmalıdır. Aksi taktirde karaciğer nakli gerekmektedir. Aşı yapılmalı , beslenme alışkanlığı çok dengeli ve sağlıklı olmalı,koruyucu vitamin  takviyeleri alınabilir, çevresel faktörlerin  yaşanabilir standartta olması gerekir,temiz bir ortamda  bol temiz oksijen alınan yerlerde yaşanabilinerek siroz hastalığının gelişimi yavaşlatılabilinir.

Siroz hastalığında yüksek moral, dengeli beslenme ,temiz  oksijenli ortam, düzenli ilaç kullanımı, düzenli doktor  kontrolü hastalığın ilerlemesini engeller ve tedavisini hızlandırır.