Tik Bozukluğu ve Tedavisi

Tik, amaçsız bir şekilde vücudun belirli veya belirsiz süreli şekilde, ani, hızlı ve kısa süreli şekillerde aynı hareketleri tekrarı veya sesleri çıkarmasıdır. Tek çeşit bir hareket gözleniyor ise basit tik, aynı anda sesli ve motor belirtiler gözleniyor ise karmaşık tikten bahsedilebilir. Motor tik denilen tikler başı sürekli bir şekilde hareket ettirme, göz kırpma, kaş çatma, sırıtma, dudak büzme veya germe, burun kanatlarını oynatma, omuz atma gibi tekrarlayıcı hareketler iken sesli tikler ise öksürme, hıçkırma, burun çekme, boğaz temizleme gibi solumun yoluyla alakalı tiklerdir. Tik bozuklukları her ne kadar merkezi sinir sistemi kaynaklı olsa da ilerleyici değildir. Genellikle ailevi bir şekilde ortaya çıkar.

Tik bozukluğunun yüzdesel rakamı çocuklar açısından %10’dur. Genellikle 6-7 yaşlarında başlar ve geçici tikler bir sene içerisinde kendiliğinden ortadan kalkar.

Karmaşık tik benzeri olan Tourette sendromu da aynı hastada ses ve hareket tiklerinin farklı dönemlerde görülmesi durumudur. Bu durum da yine 18 yaşından önce görülmektedir.

Tik bozukluğu olan hastalarda genellikle hiperaktivite ya da obsesif kompülsif bozukluk (bir yerlere dokunma, içinden sayı sayma, kolayca bir şeyleri takıntı haline getirme, vb.) da görülmektedir. Bu korelasyon tik bozukluğu ile hiperaktivite ve dikkat bozukluğu arasında %50 iken obsesif kompülsif bozukluka ise %35 civarındadır.

Tikler sonradan kaybolacağı gibi tekrar edişi de sayıca artabilir. Buna bazı ilaçlar yan etkileri sebebiyle neden olurken, stres, heyecan gibi duygular da tiklerin tekrarını arttırabilir.

Tikler kişinin hayatını sürdüremeyeceği hale geldiği takdirde hastaya ilaç tedavisi uygulanmaya başlanır. Tikler tipik olarak zaman içerisinde kaybolup bazı etmenlere göre tekrar ortaya çıktığı için bu ilaç tedavisi sürekli değildir. Çocukları sahip oldukları tik nedeniyle azarlamak bu davranışlarının azalmasında bir etki yaratmaz. Arttırıcı bir etkide bile bulunabilir. Tikin ortaya çıktığı gözlenirse çocuğun dikkatini başka yere çekmek izlenebilecek bir yoldur. Tikin göz ardı edilmesi tedavi açısından faydalıdır. Tik sahibi olan çocuğun olası stres kaynaklarından uzak tutulması mantıklı bir davranış olacaktır.

Duygular nasıl oluşur?

Sürekli olarak duygulandık diye birilerine dert yanıyoruz. Bugün çok duyguluyum, bugün duygularım çok karışık… Peki, bu duygular nasıl oluşuyor? Hiç bunu merak ettik mi? Ne yazık ki hayır. Ben hariç sanırım kimse bu konuları merak etmiyor. Öyle ki yorumlara baktığımda dahi bu tür sorulara cevap veren, bu konularda soru soran kişi sayısının neredeyse hiç olmadığını görüyorum. Oysa ki hayatımızda sürekli olarak var olan bu kavramları da bilmezsek, merak etmezsek ne işe yararız biz? Neyse ben elimden geldiğince açıklayacağım, sizde sormak istediğiniz sorular olursa bana eşlik edersiniz.

Duygular Nasıl Oluşuyor?

Beynimizin bazı bölümleri vardır ve duygular, bu bölümlerin “alt bölüm” olarak adlandırılan kısmında oluşur. Bu bölüm o kadar farklı ve ilkel bir yapıya sahiptir ki öyle kolay kolay kontrol edilmez. Bu nedenle de bir çok kişi “duygularımı kontrol edemiyorum” diye yakınır durur. Nasıl ki ateşe giderken “gitme, yanarsın” diye anında duruyorsak duygularda böyle bir işlem söz konusu olmuyor. Ayrıca alt beyin bölümü nöronlar açısından bakıldığı zamanda oldukça zayıf bir yapıya sahiptir.

Duygular Kesin Olarak Kontrol Edilir mi?

Şimdi bu  konuda herkesin farklı yorumları olabilir. Bende öncelikli olarak sizden bu soruya cevap vermenizi istiyorum. Ama bana sorarsanız kesin olarak kontrol edilemez. Tamam beyin yapısı olarak alt beyinde meydana gelen gelişmeler neticesinde anlık duygular oluşur. Ama bu duyguların kontrolü noktasında her babayiğit kendisine hakim olamaz. Bu nedenle benim fikrim “duygular kesin olarak kontrol edilemez” şeklindedir.

Geçmiş Durumlar, Anlık Duygular

Öyle hayata geçmiş ve gelecek diye bakmakla olmuyor bu dünya. Çünkü geçmiş dediğimiz o kocaman öteki dünyamız, bugün yaşadığınız bir çok duyguyu tetiklemiş olabilir. Kimi zaman bir ergenlik süreci, kimi zaman gençlik ya da okul yılları döneminden kalan bir hatıra, bugünkü duyguların oluşmasında rol oynayabilir. Bu nedenle duygu denilen şey çok bağımsız oluşur. Aslında buna kafa yormaya gerek yoktur, bu kadarını bilin yeter. Zira duygu bu işte, önüne de geçemezsin, engelleyemezsin, tam olarak adam edemezsin; takılır kafasına göre…

Üstünlük Kompleksi nedir?

Üstünlük kompleksi, günümüzün pek çok kişisi tarafından benimsenmiş yahut benimsenmekte olan bir hastalık türüdür. Aslında genellikle psikolojik olarak ele alınsa da, psikoloji biliminin olması gerektiği şekilde etki edilir bu hastalığa.

Üstünlük Kompleksi

İnsanları kendinden alçakta görmek ve çoğu insanın fikirlerini önemsememek, bu konuda ciddi bir sıkıntı yaratmaktadır. İnsanların ister istemez bu tarz düşüncelere ulaşması, genellikle çevresel etmenler ve yaşanan sıkıntılar ile dile gelen bir olaydır.  Genellikle iş dünyasında ve sivil hayatın pek çok evrelerinde görünen bu olay, günden güne farklı çevreler tarafından araştırılmakta ve psikoloji bilimi dahil pek çok bilim insanının ilgisini çekmektedir.

Üstünlük Kompleksinden Kurtulmak?

Bu kompleksten kurtulmak için, genellikle psikolojik destek görülmesi gerekiyor. Lakin kişinin kendini tanıması ve bu alanda kendine yaptırımda bulunacak insanlara danışması ve ulaşması, bu alanda birkaç adım atlamasına olanak sağlamaktadır. Yeterli çalışmaların daha da etkili bir şekilde yapılması adına, kişisel sıkıntıların da önü açılarak kişinin kendini tanıma yolunda geçirdiği vakti daha da önemli bir şekilde kullanması gereklidir. Üstünlük kompleksi, hemen hemen her meslek grubunda bulunabiliyor. Lakin genellikle kalabalık ortamlarda çalışan ve bu ortamlarda daha da farklı insanlar ile tanışarak çevresindeki topluluğu sürekli değiştiren insanlarda görülebiliyor sık sık. Yapılması gereken tek şey, daha fazla bilgiye ulaşarak kişinin kendini daha da iyi tanımasıdır.

Deja vu neden olur?

İşte benim aylar önce, yıllar önce, kısacası hayatımın belli dönemlerde ara ara merak ettiğim ve araştırdığım bir konu daha… Genelde çok fazla soru gelen bir konu olduğu için, o engin bilgilerimi ve araştırmaların neticesinde edindiğim engin sonuçları sizlerle paylaşacağım. Bu yazımın sonunda sizde artık deja vu nedir bileceksiniz ve bunu bilmek içinde ücret ödemeden ufak bir ders almış olacaksınız. Gene iyisiniz…

Deja vu Nedir?

Herkesin bildiği basit bir tanım vardır. Bir anı, daha önce yaşamış olduğunu hissetmek. Örneğin karşıdan karşıya geçerken, köşede ki apartman dikkatinizi çeker. Bir anda daha önce bu şekilde karşıdan karşıya geçtiğinizi ve bu apartmanı da hatırladığınızı düşünürsünüz. Oysa ki oradan ilk defa geçiyorsunuzdur. İşte, bu hale deja vu diyoruz. Kelime olarak Fransızca’ya dayanan bir kelimedir. Hiç de sevmem bu Fransızcayı…

Deja vu Neden Olur?

Beyin yapısının bir işleyişi vardır. Öyle kafasına göre beyin içerisinde değişmeler olmaz. Ama bazen beyin geç çalışabilir… Örneğin aşırı yorarsanız beyni, beyne giriş ve sizin algılama durumlarınız da ki süreçlerde değişmeler olur. Doğal olarak görülen bir nesne anında algılanmayınca, siz bunu bir kaç salise sonra da algılasanız deja vu yaşamış hissedersiniz kendinizi. Yani aslında bilimsel olarak genel bir açıklama getirebiliyoruz bu duruma. Öyle başka evrenler falan gibi düşüncelere çekmeye gerek yok hiç.

Deja vu Çok Sık Olabilir?

Bazı kişilerde hiç deja vu falan olmaz. O kadar rahattır ki beyinleri, hiç bir ek unsuru düşünmezler. Bu nedenle de beyinlerin de farklı gelişmeler olmaz. İşte bu adamları çok seviyorum, çok rahatlar yahu… Birde benim gibi garipler vardır. Neredeyse her gün deja vu yaşar hale gelirler. Bu durum çok garip bir his verir. Sizler de bu şekildeyseniz yorumlarınızı paylaşırsanız çok müteşekkir olurum canlarım. Bazen bu sık sık yaşanan deja vu durumlarını yok etmek adına tedavi dahi olmak istersiniz. Bu tür anlarda benim gibi mutlaka bir psikolojik destek almanızı önerebilirim.


Takıntılı olmanın tedavisi nedir?

Bugün çok sevdiğim ve benim gibi binlercesi olduğu için kendimi pek fazla yalnız hissetmediğim bir konuya, takıntılı olma konusuna değineceğim. O nedenle tüm takıntılı kardeşlerimi yani Obsesif Kompulsif Bozukluk sahibi olan benim gibi garip insanları yamacıma bekliyorum. Ben yazacağım, siz okuyacaksınız, yorum yapacaksınız, cevaplar verilecek ve burada takıntılı olmaya karşı savaş açacağız. Şahsen ben takıntılı olmaktan çok yoruldum.

Öğrenelim: Obsesif Kompulsif Bozukluk Nedir?

İlk olarak öğrenmemiz gerekiyor. Bu sorun nedir? Tam olarak tanımı nedir? Ancak bilirsek, çözüm bulabiliriz ve daha dikkatli olabiliriz. Ne güzel yazdım yahu… Neyse, tanıma geçeyim hemen. Bu sorun, çoğu süslü tabirin neticesinde “çağımızın hastalığı” olarak adlandırılır ki bu çok havalı gelir insana. Hastalığım bile modern der insan. Ama tanım olarak bakıldığında, insanı pek de mutlu etmez. Her şey takıntı haline gelebilir. Beslenme düzeninden, konuşurken karşıda duran tabloya kadar her şeyi takabiliriz. Tanıma göre, kişilik bozukluğudur ve her zaman mükemmeli arar bu soruna sahip olan kişiler. Tabii bu dünyada da her zaman mükemmel olmayacağı için yanar kavruluruz takıntılarımız içinde.

Takıntılı Olmak Tedavi Edilebilir mi?

Ne yazık ki sizlere hemen “şu şekilde tedavi edilir” diyemiyorum. Çünkü kendimden de bildiğim kadarıyla öyle basit bir şey değil takıntılı olmanın tedavisi. Önce hafif hafif psikoterapi almaya başlarsınız. Bu psikolojik destekler ile zamanla belki çözüm bulabilirsiniz. Fakat çoğumuz bunu ciddiye almaz ya da alsa dahi tam olarak istediği gibi tedavi edemez. Bu nedenle devreye ilaçlar girer. Bir yandan ilaçlarla bastırırsınız, diğer yandan psikoterapi almaya devam edersiniz. Ancak bu şekilde bir tedavi mümkün olabilir. Bana kalırsa da iletişim kurmak ve bu sorunu, bu sorunu yaşayanlar ile konuşmak çok etkili oluyor. Sizlerden de yorumlarınızı bekliyorum, bol bol karşılıklı anlatmak iyi gelecektir.

Tedavinin Temeli Sizde Bitiyor: İRADE

Takıntılı olmanın asıl tedavisi, aslında sende bitiyor arkadaşım. Eğer iradeli olursan, “ben bu sorunu yeneceğim!” Dersen ve aldığın psikolojik destekleri ciddiye alırsan çözüm bulabilirsin. Bu şekilde tanıdığım, gerçekten inanarak ve iradesine sahip çıkarak çözüm bulan kişiler var. Her ne kadar kendimde o iradeyi daha bulamamış olsam da bende farkındayım durumun ve sizlere de söylüyorum; “takıntılı olmanın tedavisinin anahtarı irade de gizlidir.”

Maskeli Depresyon Nedir?

Maskeli depresyon, normal depresyona kıyasla, kişide sadece psikolojik değil, bedensel rahatsızlıkların da ortaya çıkabildiği bir rahatsızlık türüdür. Fakat normal depresyona göre anlaşılması daha zor olduğundan, kolay tanı koyulamaz ve bu da maskeli depresyon rahatsızlığı yaşayan bir insanın, uzun süre boyunca tedavi görmeden yaşamına devam etmesine sebep olur. Genelde orta yaş ve üzeri dönemlerde sıklıkla görülen maskeli depresyon rahatsızlığı, toplum içinde tahmin edilenden çok daha fazla sayıda görülebilmektedir.

Maskeli Depresyonun Belirtileri

Maskeli depresyonun belirtileri farklı insanlarda farklı şekillerde olabilmektedir. Bunları sayarsak, başlıca belirtiler, baş ağrısı, bel bölgesinde, sırt bölgesinde ya da boyun bölgesinde ağrılar, eklem yerlerinde olan ağrılar, genel olarak yorgunluk ve halsizlik hali diyebiliriz. Fakat bunlarla beraber farklı belirtiler de sayabiliriz. Baş dönmesi, mide bulantısı, sindirim sisteminde yaşanan rahatsızlıklar da maskeli depresyonun belirtileri olabilmektedir. Ayrıca, maskeli depresyon rahatsızlığı kimi insanlarda, solunum yollarında sıkıntılara, cilt sorunlarına ve cinsel problemlere de sebep olabilmektedir.

Maskeli Depresyon ile Normal Depresyonun Farkları

Maskeli depresyon, temel olarak bir psikolojik rahatsızlık olmasına karşın, normal depresyon gibi hem kendini çabucak belli etmeyebilir, hem de maskeli depresyon rahatsızlığını yaşayan kişi tarafından da anlaşılamayabilir. Maskeli depresyon rahatsızlığını normal depresyondan ayıran belki de en önemli özelliği, rahatsızlığı yaşayan kişinin kendisini bir depresyon içerisinde hissetmemesi durumudur. Bu durumu yaşayan kişiler, genelde yukarıda da saymış bulunduğum bedensel sıkıntılardan şikâyet ederler. Kendilerinde psikolojik bir rahatsızlık olduğunu düşünmezler. Hatta kimi zaman dışarıdan bakıldığında sanki çok mutlularmış gibi bile gözükebilirler. Bunun sebebi, rahatsızlıklarının farkında olmamakla beraber, bilinçsiz bir şekilde uygulamış oldukları bir nevi savunma mekanizmasıdır diyebiliriz. Bununla birlikte, maskeli depresyon rahatsızlığını yaşayan insanlar, bir sorunu olduklarını düşünmediklerinden dolayı, etraflarındaki insanlara bundan pek bahsetmezler. Karşısında bulunan insanlar da bu kişinin içinde bulunduğu durumu anlayamadıklarından, bu kişinin yaşamış bulunduğu rahatsızlığa bir teşhis koyamazlar. Temel olarak maskeli depresyonu, normal depresyondan ayıran en önemli farkın bu olduğunu söyleyebiliriz.

Maskeli Depresyonun Teşhis Edilme Yöntemleri

Daha önce de dediğim gibi, maskeli depresyona kolay tanı koyulamadığından, teşhisi de normal depresyona göre daha zordur. Benim kişisel tavsiyem, yukarıda da belirttiğim belirtilerden bir veya birden fazlasını yaşayan kişilerin mutlak suretle bir uzmana danışmasıdır. Konusundan uzman kişilerin size yapacağı bir takım tetkikler neticesinde, maskeli depresyon rahatsızlığına sahip olup olmadığınızı öğrenebilirsiniz.

Asansör ve kapalı alan korkusu

Geldik en basit görünen ama en çok adamı ürküten korkuya… Bu korku öyle bir korkudur ki, kaslı, boylu böyle gördüğünüz zaman “saygılar abi” diyeceğiniz tipleri dahi çocuk gibi titrek hale getirir. Şahsen benim 14 yıllık arkadaşım, bildim bileli adam gibi asansöre binmez. Hatırlıyorum ben lise sondayken evimiz 6. kattaydı, bize gelmeye çekinirdi. Çünkü her gelişinde o altı katı tek tek inip, çıkmak zorunda kalırdı. Zira asansör dediğin anda başlardı titremeye. Neyse, şimdi geçelim bu sorun ile ilgili detaylara.

Kapalı Alan Korkusu Nedir?

Bu korkunun tıp dilinde ki süslü adı klostrofobi olarak biliniyor. Hemen herkesin kapalı alanlara karşı bir korkusu olabilir. Ama öyle her kapalı alandan korkan, asansörden çekinen adama da kalkıp sende klostrofobi var diyemeyiz. Hastalığında kendine göre bir haysiyeti, kriterleri var. Bu kriterlere sahipseniz ancak sizde profesyonel bir klostrofobi sahibi olabilirsiniz. Peki, nedir bu kriterler? Şimdi, onlara geçiyorum takip edin beni.

Kapalı Alan Korkusunun (Klostrofobi) Belirtileri

Kapalı bir alandayken boğulma hissi yaşarsınız. Bu öyle bir histir ki siz kontrol edemeyecek seviyeye gelirsiniz. Enseden ve alından başlayan bir ter akışı olur, aşağılara doğru akar gider. Kalp çarpıntısı yüzünden “kesin bu sefer gideceğim” gibi korkulara dahi sebep verirsiniz. Üstüne birde baş dönmesi gelir ki işte tuzu biberi oturmuş olur her şeyin. Sizde de böyle garip haller oluyorsa, üstüne birde bu garip haller sık sık her kapalı alan, asansör kullanımı durumlarında yaşanıyorsa; nur topu gibi bir klostrofobiniz oldu diyebiliriz.

Kapalı Alan Korkusu Tedavisi

Bu tür sorunlardan her zaman dediğim gibi tedavinin kaynağı insanın kendisidir. Eğer bu korkunun üzerine gitmeyi başarır, kendi içinizde “kapalı alanda neymiş, korkulur mu hiç bu tür durumlardan” diye telkinlerde bulunur, bu telkinleri de ciddiye alabilirseniz; işte o zaman yenme şansına sahip olabilirsiniz. Tabii bu esnada psikolojik destek alabilirsiniz ki ben şahsen öneriyorum. Ama baktınız hâlâ daha bir çözüm bulamadınız? İşte o zaman ilaç desteğine başvurarak çözüm elde etmeye çalışırsınız. Ama sakın bu ilaç olayını kafanıza göre uygulamayın, benden söylemesi.

Öfkeye nasıl hâkim olunur?

Günümüz şartlarında ruh halleri ve duygusal tepkiler değişim gösteriyor. Hem hormonal değişimler, hem de yaşam şartları duygusal durumu direkt etkiliyor. Stresli yaşam, yanlış beslenme, teknolojinin yan etkileri ve bunun gibi çevresel faktörler duygu durumu bozukluğuna yol açabiliyor. Duyguları kontrol edememe veya davranış bozukluğu gibi problemler gün geçtikçe daha da artıyor. Bu da depresyon gibi yeni problemlere yol açabiliyor. Bu problemlerden uzak durmanın en net yolu öfkeye hâkim olmak ve hayatımıza daha düzenli ve güzel bir yol çizmekten geçiyor.

Kendinize telkin yolu

Kendinize telkin yolu ilk olarak seçeceğiniz yol olmalı. Çünkü insan kendini kontrol edebildiği sürece çok güzel şeylere imza atabilir. Benim de hastalarıma en net şekilde ve en baştan tercih olarak söylediğim yol telkin yoludur. Çünkü telkin ile insan kendini kontrol altına alabiliyorsa tedavi açısından bir şey yapmaya gerek yoktur. Bu durum her zamanki gibi insanın en büyük ilacı yine kendisidir savına kadar gidebilecek bir yolu gösteriyor. Bu tip bir durum aslında daha psikolojik bir hasarın görülmeyeceği evre olarak düşünülebilir.

Telkin ile olmuyorsa

Telkin ile olmuyorsa demek ki bir sonraki aşamaya geçmişsiniz demektir. Bu da demek olur ki artık yapılması gereken klinik şeyler var. Bu noktada da ben gibi uzman hekimler ya da alanında uzman psikologlar devreye girecektir. Özellikle öfke kontrolü üzerine birçok uygulamamız mevcut.

Bu uygulamalarımız hastalarımızın gizlilik ilkesi çerçevesinde gerekli tedavilere hastalarımızın verdiği tepkiler gözlemlenerek alınan bir yoldur. Bu yolda hastalarımızın hiç sorun yaşamadan hayatlarına devam etmeleri için gerekli tüm seçenekler masanın üzerine gelir. Bu seçenekler arasından en az kayıpla en çok kazancı getirecek çözüm ile hastalarımızın hayatını normale çevirmek amacımızdır.

Tekrar normal yaşama dönüş

Tekrar normal yaşama dönüş çok önemli tedavisel aşamalardan sonra aslında çok uzun bir süreç olmayacaktır. Tedavi ardından hasta kendinde görecektir ki artık öfkesini kontrol altına alabiliyor ve artık daha mutlu bir insan. Aslında yaptığımız her şey daha mutlu birer birey olabilmek için.

Manik depresif bozukluk Nedir Neden Olur?

İki uçlu mizaç sıkıntısı yahut mizaç sorunu olarak da bilinen bu hastalık, günümüzde pek çok psikoloji dersinin konusu olmaktadır. Günlük hayatta yaşanan dert, sıkıntı, stres ve benzeri pek çok birikim ile insanların bu tarz hastalıklar yaşaması, sıklıkla görünen bir olaydır ve bu konuda pek çok profesör tezi bulunmaktadır. Duygusal olarak da yaşanan bu sorun, bozukluk ayarlaması ile çözülmediği gibi bu durumdan muzdarip olan pek çok insan bulunmaktadır. Manik depresif olarak bilinen durumda kişi kendini aşırı mutlu yahut aşırı mutsuz hissedebilir. Ataklı ve keskin dönüşler ile duygu geçişi yapan bu insanlar, psikolojik tedavi destekleri ile zamanla kendini toparlayabilmektedir. Gününüzün büyük bir bölümünü bu tarz bir araştırma yaparak geçirdiğinizi düşünür iseniz, onlarca insanın ne tür duygusal sorun yaşadığını kısmen de olsa teyit edebilirsiniz.

Manik Depresif Konularında En Önemli Bağlayıcı Noktalar Nelerdir?

Duygusal sorunlar ile birleşince daha da hararetli olan bu hastalık, farklı belirtiler ile kendini göstermektedir. Hayatında hiç olmadığı kadar yemek yemeye başlayan kişinin iştahından tutun da, günde birkaç saat uyuyarak oldukça zinde bir şekilde uyanan zaman sürecine kadar oldukça farklı kulvara sahiptir bu hastalık. Kişide artan cinsel istek, aşırı istekler ve anlaşılması güç istekler gibi pek çok alanda ayrılan bu tedavi aşamalarını inceleyerek, bu konuda sorun teşkil eden yapıya ulaşılabilme çalışmalarına girilmektedir. Tedavi konusunda da düzenli periyotlar oluşturulur ve hastanın daha sağlıklı bir şekilde kendi düşüncelerini ve duygularını dinginleştirmesi sağlanır.

Presbiyopi Nasıl Tedavi Edilir?

Merhaba arkadaşlar. Son yıllarda sıklıkla görülmeye başlayan göz problemlerinden olan presbiyopi, özellikle 40 yaş üstü insanlarda görülen, yakını görememe sorununa verilen addır. Kişinin göz bölgesinin içinde bulunan merceğin yavaş yavaş yapısının bozulması sebebiyle, yakını görmekte zorlanması olarak vuku bulmaktadır. Presbiyopi genel olarak yaşa bağlı olarak oluşan bir görme sorunudur.

Presbiyopi Rahatsızlığının Belirtileri

Presbiyopi rahatsızlığının belirtileri özellikle 40 yaş ve üzerindeki kişilerde cisimleri veya yazıları yakından baktığında net görememesidir. Genelde bu tip durumlarda, presbiyopi rahatsızlığını yaşayan kişi, bakmak istediği cismi veya yazıyı uzaklaştırarak görmeye çalışmaktadır.

Presbiyopi rahatsızlığının oluşumu

Presbiyopi rahatsızlığının oluşumunu temel olarak şöyle açıklayalım, beynimiz bir cisme veya bir görüntüye yakından bakmak istediğinde beynimiz hemen harekete geçer ve gözlerimizde bulunan liflere bir sinyal gösterir. Bu liflerin de hareket etmesi sonucunda gözlerimiz, bir cismi veya görüntüyü yakından görebilmektedir. İşte presbiyopi rahatsızlığını yaşayan bir kişide bu lifler, normal bir insandakine göre daha ağır çalışmaya başlamaktadır.

Presbiyopi genel olarak 40 yaşını aşan insanlarda görülürken, birey 40 yaşından sonra her yaş aldığında rahatsızlığının seviyesi de yükselmektedir. Örneğin 40 yaşındayken 1 numara olan presbiyopi rahatsızlığı, kişi 50 yaşına geldiğinde 2 numara olur ve her 10 yaşta böyle böyle artarak devam eder.

Presbiyopi Rahatsızlığının Tedavi Yöntemleri

Presbiyopi rahatsızlığının tedavisinde kullanılan farklı farklı yöntemler bulunmaktadır. Bunlar genel olarak kullanılan tedavi yöntemi cerrahi tedavi yöntemidir. Bununla beraber, belli durumlarda gözlük tedavisi de uygulanabilmektedir. Ancak gözlük tedavisinin başarı oranı, cerrahi tedaviye kıyasla daha az olduğundan, çok fazla tercih edilmemektedir. Bu yüzden cerrahi tedavilerin daha fazla tercih edildiğini söyleyebiliriz.

gozluk-presbiyopi-tedavisi-HastalikTedaviNet

Cerrahi tedavi yöntemleri de çeşit çeşittir. Farklı durumlara ve farklı seviyedeki rahatsızlıklara göre uzman hekimler, farklı tedavi yöntemleri kullanmaktadırlar. Cerrahi tedaviyi, göz bölgesinde uygulandığı yerlere göre üçe ayırabiliriz. Bunlar, kornea, lens ve sklera tedavisi olarak sayılabilir. Bu üç farklı tedavi türünden genel olarak en çok tercih edileni ise kornea bölgesinde yapılan tedavi şeklidir. Kornea tedavisi hem başarı oranı, hem de tüm Dünya’da başarılı bir şekilde uygulandığı için tercih edilmektedir. Kornea tedavisinin en önemli avantajı ise presbiyopi rahatsızlığı yaşayan ayrıca bununla beraber uzağı da görmekte zorlanan bir kişide uygulandığında hem presbiyopi rahatsızlığının, hem de aynı anda uzağı görme rahatsızlığının tedavi edilebilmesidir.