Tükenmişlik Sendromundan Nasıl Çıkılır, Tedavisi Nasıl Olur?

Tükenmişlik sendromu yaşayan kişiler, aynen depresyonda görülen çaresizlik, değersizlik gibi hisleri yoğun olarak hissederler.

Tükenmişlik sendromu belirtileri birkaç başlık altında toplanırken, bir yandan da depresyondaki çaresizlik ve değersizlik hislerine ek olarak kişi bir depresyon da yaşayabilir. Bazen tükenmişlik sendromuna depresyon eşlik ederken bazen de bir kaygı (anskiyete) bozukluğu gelişebilmektedir.

Tükenmişlik sendromu belirtileri, hisler ve duygularda, düşünceler, davranışlar ve insanlar arası ilişkilerde etkilerini gösterir. Kişi duygusal olarak daha üzgün, daha endişeli ya da daha gergin bir duygusal özellik gösterir. Düşüncelerinde kendisine, yaşamına ve insanlara karşı daha olumsuz özellikler ve mantıksız düşünme biçimleri gözlenir.

Tükenmişlik Sendromunun Duygusal Belirtileri

Üzgün, endişeli, karamsar bir duygusal özelliktedir. Kişinin hissettiği duyguların büyük bölümü olumsuzdur. Bu nedenle de, hayata ve geleceğe dair olumsuz duygulara bağlı olarak olumsuz, karamsar beklentiler hakimdir. Kişi kendisini ve yaşamda yerine getirmekte olduğu görevlerinde ortaya koyduğu performansı yetersiz ve başarısız olarak algılar. Bu ise, hissetmekte olduğu olumsuz tüm duyguların şiddetinin artmasına sebep olur.

Tükenmişlik Sendromunun Zihinsel Belirtileri

Kişinin zihinsel aktivitelerinde yetersizlik, yavaşlık, dalgınlık ve unutkanlıklar görülür. Eskiden kolayca yapılan görevler kişiye zor gelir, işlerin bitirilmesi zorlaşır. Dikkat süresi ve kalitesi düşer.

Tükenmişlik Sendromunun Bedensel Belirtileri

Kas ağrıları, bedende ağrı ve rahatsızlık hisleri, soluksuz kalma hissi,  uyku bozuklukları, cinsel işlev bozuklukları, yorgunluk, bitkinlik, halsizlik.

Tükenmişlik Sendromunun Davranışsal Belirtileri

Aşırı hareketlilik, yerinde duramama hali. Kişinin içinde bulunduğu olumsuz duygu durum sebebiyle hareketlerindeki aşırı hareketlilikle birlikte ürettiği işin kalitesi ve performansın verimliliği düşer.

Dikkat düzeyinde belirgin bir düşüş yaşanır ve bu düşüşe bağlı olarak da iş hataları artar. Bu nedenle, kişi hem gerçekten iş performansında büyük bir kayıp yaşar, hem de bunu fark ettiğine “Ben başarısızım” inancının doğrulanmış olması sebebiyle kendisini başarısız, değersiz ve suçlu hisseder.

İş yerindeki ve sosyal ilişkilerindeki performans hızlı, hareketli ve yüzeysel bir durumda olduğu için insanlar tükenmişlik sendromu yaşayan kişilerle vakit geçirmek istemezler. Sendromun özelliği olarak, kişi de sosyal çevreyle vakit geçirmekten hoşlanmaz ve kendi içine kapanır, kendisini sosyalleşmeye kapatır.

Tükenmişlik Sendromu ve Kişiler Arası İlişkiler

Tükenmişlik sendromu yaşayan kişiler, olumsuz düşünce ve yorumlarına bağlı olarak diğer insanlarla ilişkilerinde ciddi sorunlar yaşarlar. Olumsuz duygular ve beklentiler sebebiyle çoğu durumda diğer insanlarla iletişim kurulamadığı gibi, bir yandan da yüzeysel diyaloglar sebebiyle kişi kendisini yalnız hisseder. Diyalog kurmakta zorlanan kişi, duygusuz, mekanik ve karşısındaki kişilerle empati yapmaksızın ilişki kurmaya çalışır haldeyken, bu hal nedeniyle diğer insanlar kişiden uzaklaşmaya başlar.

Yüzeysel ilişkiler, kişinin derdini anlatmaması ve çözüm için doğru yolu bulamaması, ilişkilerde gergin tavırlar, öfkeli, kızgın ve zaman zaman şüphe hisleri sebebiyle kişi diğer insanlardan belirgin bir biçimde uzaklaşır, yalnız kalır. Yalnızlık hali zamanla kalıcı hale gelir.

Tükenmişlik Sendromu Nasıl Tedavi Edilir?

Tükenmişlik sendromu tedavisi için öncelikle kişinin durmayı öğrenmesi gerekmektedir. Amaçların, hedeflerin ve ulaşılabilirliği olan noktaların bir sınırı olduğunu bilmeli, tek başına başarabileceklerinin sınırsız ve sonsuz olmadığı kabul edilmelidir.

Tükenmişlik sendromu kişiyi hızlandırırken, uzmanlara göre tedavisinde ise daha yavaş, daha anlamlı ve mantıklı hareket etmek doğru olan yoldur.

Daha doğru ve ulaşılması mümkün olan hedefler seçilmesi ve bu hedeflere doğru daha yavaş bir hızla ilerlenerek gidilmesi kişinin tükenmişlik sendromunun tedavisi için kendi payına düşen sorumluluklar arasında yer alır.

Tükenmişlik sendromunu ortaya çıkaran ve aslen kişinin kendi sorumluluğunda olan kısımları fark ederek bu kısımlarla ilgili davranışlarını değiştirmesi çok önemlidir. Söz gelimi, kişi sürekli olarak kendisine zor hedefler koyuyor ve bu hedeflere ulaşmaya çabalarken sendromun içine giriyorsa, bu kısır döngünün farkına varabilmelidir.

Tükenmişlik sendromunun kısır döngüsünde zorlama ve zorlanma vardır. Kişi, yaşadığı zorlukların ve sonucunda karşılaştığı sendromu kendi yaratmasına rağmen bir suçlu arayabilir. Kendisine durumla ilgili suçlu ya da suçlular aramak yerine kısır döngünün farkına varması, tükenmişlik sendromundan kurtulmak adına atılacak en önemli adımlardan birisidir.

Kısır döngü dışında tükenmişlik sendromu yaşayan kişilerin yaşamlarında göze çarpan bir diğer önemli nokta da, özel yaşamla iş hayatı arasındaki dengenin bozulmuş olmasıdır. Bozulan dengede ağırlık iş hayatına kaymış durumdadır. Kişinin bir özel yaşamı ya da aile hayat yok gibidir. Tükenmişlik sendromu yaşayan kişilerin çok büyük bir bölümü hayatı çalışmak için yaşıyor gibiyken, tükenmişlik sendromunun psikologlara göre tedavisinde durum tersine çevrilmeli ve yaşamak için çalışmak hedef haline getirilmelidir.

Tükenmişlik sendromu, hızlanmış olan dünyamızda biz insanların biraz olsun yavaşlamamızın bizler için daha faydalı olacağını bir kez daha hatırlatan bir problem. Çok aygın, çok sık yaşanan ve çok sayıda insanımızın canını yakan bu sendrom aslında yenilmesi mümkün olan bir durum. Yeter ki sendromu yaratan ve sürdüren alışkanlıklar yerini daha doğru, daha dengeli davranışlara bıraksın.

Sosyal Fobi Nedenleri ve Tedavisi

Sosyal anksiyete belli ölçülerde hepimizde olabilen bir kaygı türüdür. Sonuçta bizler söz söyleme ya a fikir beyan etme konusunda yüreklendirilen bir toplum değiliz. Konuşmak istediğimizde bazen susmak durumunda kalan, bazense “ayıp olur” diye susturulan, çocukluktan yetişkinlik yıllarına böylece büyüyen insanlarız. Bu arada kendi toplumumuza haksızlık etmeyelim çünkü sosyal fobi sadece bizim toplumumuzda görülen bir problem değil, insana çocukluktan yetişkinliğe daha fazla söz hakkı tanınan Avrupa ve ABD toplumlarında da çok yaygın ve sık görülüyor. Bu nedenle de sosyal anksiyete bozukluğunun kültürel bir olgu olmadığı çok açıktır.

Sosyal fobi, sıradan bir sosyal endişeden farklı olarak kişinin sistematik olarak kaçınma davranışları göstermesine neden oluyor. Diğer insanların yanındayken bir konuşma yaparken heyecanlanmakla sosyal fobisi olan bir kişinin diğer insanların yanında iken konuşma yaparken yaşayacaklarını düşünerek kendince geliştirdiği yollar, iki durum arasındaki farkı da net bir biçimde gösterir. Eğer bir konuda heyecanınız varsa, o durumla karşılaşır ve heyecanınızla yüzleşisiniz. Sosyal fobi ise, o durumla karşılaşmanıza izin vermez. Sanki ucunda ölüm varmışçasına sizi o durumdan sürekli olarak ve sistematik şekilde uzak tutar. Siz o durumla karşılaşmaktan uzak durdukça da durum sizin algınızda daha da tehlikeli, ve daha da korkunç bir hal alır.

Sosyal Fobi Nedenleri

Sosyal fobi bir tek nedene bağlı olarak ortaya çıkmaz. Çoğu psikolojik sorunda olduğu gibi, sosyal fobide de kesin bir neden ortaya konulamamaktadır. Sosyal fobinin gelişmesinde aşağıdaki nedenlerin etkili olabileceği ifade edilmektedir.
Kalıtım: Ailesinde sosyal fobisi bulunan insanlarda sosyal fobi görülme olasılığının daha yüksek olduğu bildirilmektedir. Bu konuda daha detaylı araştırmalar yapılarak uzun süreli incelemelerle bu bulgunun daha netleştirilmesi gerekmektedir.
Biyoloji: Sosyal fobisi olan insanların beyin yapısında farklılık olduğu düşünülmektedir. Beyin merkezindeki organların aktivitelerinde farklılık olduğu ileri sürülmektedir.
Sosyal Öğrenme: Sosyal fobinin küçük yaşlarda gözlemlenerek öğrenildiği ileri sürülmektedir. Buna göre, kişi çok küçük yaşlarda kendisini büyüten anne babasının ya da ablasının sosyal fobik davranışlarını görerek öğrenir ve model alır.

Sosyal Fobi Belirtileri Nelerdir?

Sosyal fobinin başlıklar altında ele alabileceğimiz belirtileri bulunur. Bu belirtileri şu şekilde listeleyebiliriz:

Sosyal Fobinin Bedensel Belirtileri

Kalp çarpıntısı,

Yüz kızarması,

Mide bulantısı ve bazen kusma,

Karın ağrısı ve midede rahatsızlık hisleri,

Soluk almada güçlük,

Ağız kuruluğu,

Titreme ve Terleme.

Sosyal Fobinin Duygusal ve Bilişsel Belirtileri

Yetersizim,

İnsanlar benim hatalarımı görüyor,

İnsanlar gerçek beni gördüklerinde asla sevmezler,

Herkes beni güçlü ve güzel görmeli,

İnsanların yanında hata yapmamalıyım,

Hata yaparsam acımasızca eleştirilirim, yargılanırım ve reddedilirim.

Sosyal fobisi olan kişiler yukarıda yer verdiğimiz bedensel, duygusal ve bilişsel belirtileri gösterirler. Bunlar sonucunda, bunlardan kaynaklanacak şekilde ve bunların tümünü de etkileyen belli davranışlar gösterirler. Bu davranışların tümünde belirgin bir “Kaçınma” özelliği bulunur.

Sosyal fobi davranışları güçlü, girişken ve insanı bulunduğu mevcut durumdan daha iyi bir yere ve de konuma getirebilecek davranışlar değil, tam tersine mevcut durumdan daha kötüye, daha geri bir konuma götüren davranışlardır.

Sosyal fobi davranışları gösteren kişiler diğer insanların yanında herhangi bir eylemi yapmakta zorlanırlar. Akla gelebilecek her şey zor gelir çünkü sosyal fobisi olan kişiler diğer insanlar tarafından yadırganmaktan çok korkarlar.

Sosyal Fobi Tedavisi ve Sosyal Fobiden Kurtulmak

Süreklilik gösteren bir psikolojik sorun olan sosyal fobinin tedavisinde farmakoterapi (ilaç tedavisi) ve psikoterapi yararlı olmaktadır. Farmakoterapi ile birlikte psikoterapi verilmesinin daha yararlı olacağını bildiren araştırmalar da bulunmaktadır. Psikoterapiler arasında BDT yani bilişsel davranışçı terapi sosyal fobide etkili olarak gösterilmiştir.

Sosyal fobiden kurtulmak için başka neler yapılabilir?

Düzenli olarak egzersiz ya da spor yapmak,

Günlük tutmak ve bu günlükte, karşılaşılan durumlarda neler hissettiğini, neler düşündüğünü yazmak,

Sevilen ve yanında iyi hissedilen kişilerle daha sık görüşmek,

Sosyal fobinin kaçınma davranışlarını ön plana çıkarmasına karşılık olarak bu kaçınma davranışları yerine daha güçlü olan meydan okuma ve üstüne gitme davranışlarını gerçekleştirme,

Kaçınılan durumlara aşamalı olarak girmek.

Yukarıda ele almış olduğumuz ip uçları, sosyal fobi tedavisinde kişinin kendi kendine yapabileceği faydalı davranışlardan bir kaç tanesidir. Eğer sosyal fobi ile etkili olarak mücadele etmek istiyorsanız mutlaka bir uzman yardımı (Bir psikiyatrist doktor veya psikolog) almanızı tavsiye ediyoruz. Sosyal fobiyi tanıyan bir uzmanın size yardımcı olması, problemi daha kolay aşmanıza yardımcı olacaktır.

Psikolojinin Konusu ve Amaçları

Psikoloji temel olarak insan davranışlarını ve düşüncelerini inceleyen bir bilim dalıdır. Bunları ve bunlar üzerinde etkili olan faktörleri araştıran bilim dalıdır psikoloji.

Psikoloji Ne Demek?

Psikoloji insanın davranışsal, duygusal ve düşünsel tepkilerine odaklanır. İnsanın yaşadığı çevreyle etkileşimine, uyumuna bakar. Psikoloji, bir yönüyle basit ve düz bir “Ruhbilim” adlandırmasıyla adlandırılırken, diğer yönüyle çok canlı, renkli ve içinde bilinmezleri olan insan adlı varlığı anlama amacıyla dopdolu bir bilim özelliğine sahiptir.

Bilim, yeni keşif ve ölçümlerle ilerleyen sistemli bilgidir. Psikoloji de bir bilimdir ve psikoloji bilimi de yeni keşiflerle, bulgularla, araştırma sonuçları ile sürekli ilerler. Bir zamanlar doğru kabul edilen bir bilgi günümüzde “Yanlış” sayılabilir. Bunun nedeni, bilimin “Mutlak doğru” olarak varsaydığı bir doğrunun bulunmaması, doğrunun zaman içinde değişkenliği, gerçeğin zamanla daha farklı tanımlanabilmesi. Dünün doğruları bugün “Yanlış” sa bugün bizler tarafından doğru kabul edilen bilimsel veriler yarın “Yanlış” kabul edilebilecektir. İşte psikoloji biliminin de sahip olduğu özellik budur. Daha mantıklı, daha geçerli bir bilgiye ulaşıldığında mevcut bilgi geçersiz sayılacaktır.

Psikoloji Bİliminin Alt Dalları : Psikolojinin Uzmanlık Alanları

Klinik psikoloji alanı, psikolojik sorunları, psikopatolojileri ve bu sorunları yaşayan insanlara yardım yollarını araştıran, psikoterapi yöntemlerini uygulamakla yetkili uzmanlık alanıdır. Klinik psikolog hastalarla ve psikoterapi gören danışanlarla çalışır. Bu kişilere yardımcı olan yöntemlerini, tedavilerini ilaçla birlikte ya da ilaçsız olarak nasıl ilerleteceklerini gösterir ve yardımcı olurlar.

Gelişimsel psikoloji alanı, doğumdan itibaren insan gelişiminin aşamalarını inceler, değerlendirir ve bu dönemlere dair ayrıntılı araştırmalar yapar, detaylı bilgiye sahiptir.

Endüstri ve örgüt psikolojisi (I/O Psychology) alanı, insanın örgütsel davranışlarını, insanın organizasyon içindeki davranışlarının üretime ve verimliliğine etkisini inceler, ve işlevsel davranışların geliştirilmesini hedefler.

Sosyal psikoloji, toplumsal algıları, toplumsal davranışları ve grup davranışlarını inceleyen araştırmalar yapar, bunlar hakkında veri toplar. Sosyal psikolojinin araştırma sonuçları, grup davranışları ve toplumsal davranış örüntüleri ile ilgilenen farklı alanlardan ilgi görür ve bunlarca kullanılır.

Psikoloji Biliminin Türkiye’deki Durumu Nedir?

Psikoloji bilimi çıktığı köken itibarı ile aslında Avrupa ve ABD’den dünyaya yayılmıştır. Dünyada psikoloji bilimini geliştiren ve üniversitelerinde geniş olarak yer veren ve bol kaynaklarla geliştiren bu ülkeler, psikoloji biliminin sürekli gelişimini de kendileri sağlıyorlar.

Diğer ülkelerde psikoloji bilimi toplum ve insan açısından yararlı bir bilim dalı olarak faydalanılan bir kaynak olarak yer alıyor. Araştırmalar yapılsa da, bunlar ABD ve Avrupa’daki gibi büyük ölçekli ve uzun süreli çalışmalar yerine daha kısa vadeli, daha küçük araştırmalar olma özelliği gösteriyor.

Türkiye’de toplumumuzun psikoloji kelimesi ile anladığı genellikle “Ruh sağlığı” olsa da aslında psikoloji hem sosyal, hem endüstriyel alanlarda değerli yerini her geçen gün daha da güçlendiriyor.

Psikoloji biliminin ülkemizdeki gelişimi için bu bilimin ne olduğu, ne gibi çalışmalar yaptığı, hangi durumlarda etkili müdahalelere sahip olduğu milletimize doğru anlatılmalı diye düşünüyorum. Aksi halde bir yanlış anlaşılma sürdürülmüş olacak ve bazılarımız hala “Psikoloğa deliler gider” gibi mantıksız ve acımasız bir düşünceye inanmaya devam edeceğiz. Psikoloğa gitmenin delilikle bir ilgisi olmadığı gibi, sıkıntı ve sorunları bulunan insanlarımızı “Deli” gibi kötü bir etiketle etiketlemenin de insanlıkla bağdaşır bir yanı yoktur.

Psikoloji Bilimi İyi Tanıtılmalı

Günümüzün önemli bilimlerinden biri olan Psikoloji Bilimi, tüm alt uzmanlık alanlarıyla birlikte insan ve toplum yaşamının ihtiyaçlarını giderme amacına hizmet etmektedir. İnsanın ve insanlığın yararına, hayrına olan her bilim gibi, psikoloji bilimi de ülkemizde güçlenmeli, insanımız tarafından tanınmalıdır.

Bu konuda psikologlara da çok önemli görevler düştüğü kanaatindeyim. Eğer ki psikologlar (hangi alandan oldukları fark etmeksizin) mesleklerini doğru ve dürüst bir şekilde icra ederlerse, bu değerli mesleği de en doğru biçimde tanıtmış olurlar.

Düşünsenize, bir bilim var ki insanların ve toplumun hiçbir ihtiyacına hitap etmiyor, hiçbir problemin çözümünde fayda sağlamıyor. İnsanlar neden o mesleği, ve o bilimi tanısınlar ve sevsinler ki? Psikoloji bilimi kesinlikle insanlara, topluma ve insanlığa faydalı bir bilimdir ve bu faydalı yönü hem geliştirilmeli, hem de insanlarımıza duyurulmalıdır.

Amigdala Nedir ve Ne İşe Yarar?

Amigdala, beyinde bulunup duygusal ve sosyal tepkilerden sorumlu bir fonksiyondur. Amidala, beyinde bulunmasına rağmen bilinmeyen ve tanınmayan bir parça olabilir fakat oldukça önemlidir. Son derece önemli olan fonksiyonun, olmadığını düşündüğümüzde duygularımızda kaybedebiliriz. Amigdala, beynin anılarından sorumludur.

Amigdalayı tıp diliyle anlattığımızda, beyinde bulunan hipotalamus bezinin üst kısmında yer alan badem şeklinde, beynin loblarının iç kısımlarında bulunan nöronların oluşturduğu bir bölümdür. Her canlıda, kulaklarından biraz uzaklıkta iki amigdalaya sahiptir. Bu fonksiyon canlılarda, duygusal ve zihinsel durumu ile ilişkilidir.

Aslında bu hücre, 1930’lu yıllardan sonra vücutta yer aldığı bilinmiştir. Lobların hasar gördüğü insanlarda bazı duygu değişikliklerinin meydana gelmesiyle birlikte araştırıldığında ortaya çıkmıştır. Lobları hasar gören canlılarda, korku, cinsel davranışların farklılığı ve beslenme davranışlarındaki değişiklikler görülmüştür. Bu sebeple araştırıldığında görülmüştür ki, amigdalada meydana gelen hasar duygusal tepkimelerin değişmesine yol açmıştır.

Amigdala Ne İşe Yarar?

Amigdala, duygusal ve zihinsel durumla ilişkisi vardır. Bu sebeple bütün hayatımız boyunca duygu ile bağlantılı olan her şey amigdalaya bağlıdır. Duygularımızı hissedebilmek, acıyı, sevinci, huzuru, mutluluğu, acıyı, tatlıyı duygu ve zekâyla ilgili olan her türlü hissi hissedebilmek için buna ihtiyaç vardır. İnsanlarda ve hayvanlarda hissedilen duygu aynıdır. Yani bazı duyguları hissetmek ve yaşamak için amigdalaya ihtiyacımız vardır. Hatta başka birisinin duygularını anlayabilmek için bile bu hücreye ihtiyacı bulunmaktadır.

Normal olarak hayatını idam ettiren bir canlıda yani sağlıklı bir canlıda korku duygusu oldukça hâkimdir. Fakat araştırmalara göre amigdalası zarar görmüş olan bir canlıda korku duygusunun hiçbir şekilde hissedilmediği ve belirtilerinin olmadığı açığa çıkmıştır. Bu sebeple kişilk bozukluğuna da sebep olabilir.

Ayrıca kişi üzerinde, oldukça önemli olan kişisel bozukluklara yol açmaktadır. Amigdalada bulunan lezyonların davranış ve duygusal bozukluklara neden olduğu ve çeşitli sağlık sorunlarına yol açtığı görülmektedir. Hatta psikolojik sorunlar bile hissedilmektedir. Otizm, fobiler, travma, stres bozuklukları ve depresyon amigdalanın hasarıyla birlikte ortaya çıkaracağı rahatsızlıklar arasındadır. Amigdalada bulunan hasar, psikopat davranışların yaşanmasına sebep olmaktadır.

Amigdala eski yıllarda çok bilinmemesine rağmen, artık üzerinde birçok araştırmalar yapılmakta ve tedavi yöntemleri araştırılmaktadır.

Öfkeye nasıl hâkim olunur?

Günümüz şartlarında ruh halleri ve duygusal tepkiler değişim gösteriyor. Hem hormonal değişimler, hem de yaşam şartları duygusal durumu direkt etkiliyor. Stresli yaşam, yanlış beslenme, teknolojinin yan etkileri ve bunun gibi çevresel faktörler duygu durumu bozukluğuna yol açabiliyor. Duyguları kontrol edememe veya davranış bozukluğu gibi problemler gün geçtikçe daha da artıyor. Bu da depresyon gibi yeni problemlere yol açabiliyor. Bu problemlerden uzak durmanın en net yolu öfkeye hâkim olmak ve hayatımıza daha düzenli ve güzel bir yol çizmekten geçiyor.

Kendinize telkin yolu

Kendinize telkin yolu ilk olarak seçeceğiniz yol olmalı. Çünkü insan kendini kontrol edebildiği sürece çok güzel şeylere imza atabilir. Benim de hastalarıma en net şekilde ve en baştan tercih olarak söylediğim yol telkin yoludur. Çünkü telkin ile insan kendini kontrol altına alabiliyorsa tedavi açısından bir şey yapmaya gerek yoktur. Bu durum her zamanki gibi insanın en büyük ilacı yine kendisidir savına kadar gidebilecek bir yolu gösteriyor. Bu tip bir durum aslında daha psikolojik bir hasarın görülmeyeceği evre olarak düşünülebilir.

Telkin ile olmuyorsa

Telkin ile olmuyorsa demek ki bir sonraki aşamaya geçmişsiniz demektir. Bu da demek olur ki artık yapılması gereken klinik şeyler var. Bu noktada da ben gibi uzman hekimler ya da alanında uzman psikologlar devreye girecektir. Özellikle öfke kontrolü üzerine birçok uygulamamız mevcut.

Bu uygulamalarımız hastalarımızın gizlilik ilkesi çerçevesinde gerekli tedavilere hastalarımızın verdiği tepkiler gözlemlenerek alınan bir yoldur. Bu yolda hastalarımızın hiç sorun yaşamadan hayatlarına devam etmeleri için gerekli tüm seçenekler masanın üzerine gelir. Bu seçenekler arasından en az kayıpla en çok kazancı getirecek çözüm ile hastalarımızın hayatını normale çevirmek amacımızdır.

Tekrar normal yaşama dönüş

Tekrar normal yaşama dönüş çok önemli tedavisel aşamalardan sonra aslında çok uzun bir süreç olmayacaktır. Tedavi ardından hasta kendinde görecektir ki artık öfkesini kontrol altına alabiliyor ve artık daha mutlu bir insan. Aslında yaptığımız her şey daha mutlu birer birey olabilmek için.

Ölüm haberi nasıl verilmeli?

İnsan, doğar yaşar ve ölür. Bu gerçeğin hiç bir zaman değişmeyeceği, aşikar olarak bilinen bir bilgidir. Bu konuda, pek çok doktorun da kullandığı belirli teknikler bulunmaktadır. Ölüm haberi, tamamen psikolojik bir çöküntü yaratacağı için hareketlerin bilinçli olarak kontrol altına alınması ile yapılmalıdır. Neyin, neden ve nasıl olduğunu belirten bir cümle ile daha sağlıklı düşünülmesi sağlanmalıdır. Bu konuda en büyük çöküş, ruh ile oluştuğu için dikkatli olunmalıdır. Hem sakin, hem de karşıdakini saracak düşünceler ile olaya yaklaşılır ise daha etkili olacaktır bu haberin verilmesi.

Çocuklara Ölüm Haberi Nasıl Verilir?

Çocuklar için olayın ciddiyeti ve duygusu daha farklı bir boyut taşımaktadır. Bilinç dışı düşünceler ve bu konudaki yetersiz fikirler, çocukların daha ciddi psikolojik yaralar almasına neden olmaktadır. Bu aşamada yapılan bildirimler, genellikle çocuğun ne tür hareketler yapacağını söylemek ve nasıl davranacağı hakkında bilgi vermek ile oluşmalıdır. Tamamen kontrol altına alma isteğinden öte, çocuğun daha sağlıklı düşünceler üretmesi sağlanmalıdır. Bunu yaparak, oluşabilecek ruhsal hasarı en aza indirebilirsiniz.

Psikolojik Olarak Etkilenen İnsanlar İçin Neler Yapılmalıdır?

Şüphesiz ki en çok acı veren şeylerden birisi olan bu duygu, bireyin ister istemez sarsılmasına neden olacaktır. Ardından hayata devam etmesi ve vefat eden kişinin daha huzurlu bir ruh yapısına bürünmesi için yapılan düşünce süreçleri ile, bu işlem devam ettirilebilir. Ruhsal maneviyat, her zaman en önemli destekleri kapsamaktadır.

Rüyaları Hatırlayamamak Neden Olur?

Rüyaları Hatırlayamamak neden olur?

Beynin uyku eşiği, oldukça karmaşık bir yapı ile çalışmaktadır. Rüya eşiği, uykunun derinliği ve hafıza sistemi ile ilgili olduğu için hatırlamama işlemi de tamamen bu durumla ilgili bir şeydir. Örneğin birey rüya görür lakin sabah uyandığında bir anda aklından uçup gider o rüya. Konusunu dahi hatırlayabiliyor iken içeriğini hatırlayamayan insanlar dahi olmaktadır. Nrem denilen beyin bölgesinin hafıza gücü, bu konuda geçici bir hafıza işlevi yapmaktadır ve rüyalar geçici hafızaya yerleştiği için çoğu zaman hatırlanmamaktadır. Eğer uyandığınızda hatırlıyor iseniz, bunu hemen not alabilir ve farklı bir hatırlama sistemi yaratabilirsiniz kendiniz için. Psikolojik tedavi metotları arasında da yer alan bu işlem, insanların kendini bilmesi ve kendini tanıması konusunda daha etkili bir yöntemdir. Rüyaların kısa sürüyor olması, kalan zamanı beynimizin oluşturduğu gerçeğini de göz önünde bulunduruyor.

Rüyaları Hatırlıyor Muyuz?  Yoksa Unutuyor Muyuz?

Rüyaları hatırlamaktan ziyade, rüyaları unutuyor oluşumuz daha çok dillenmektedir. Ortalama 3 ile 5 saniye arasında süren rüya eşiği, beynimizin bilinç altı tarafından işlenerek daha da uzun bir süreç gibi yansıtılmaktadır bizlere. Gözlerimizin bu konudaki etkisi de büyüktür. Geçici hafızaya kaydedilen çoğu rüya hatırlanmaz iken, bazen bilinç altı destekli rüyaları hatırladığımız oluyor. Bunun nedenleri ise bilincimize işlenen olayların rüya halinde beynimizde farklı bir sürece girmesidir.

Rüya Kavramı Nedir?

Rüya konusu, yıllardır süregelen çalışmalar ile daha da derin temellere dayansa da, filozofların ve profesörlerin yaptığı çalışmalar dahilinde bu alanda tam bir çözüm üreten ve %100 rüya kavramını açıklayabilen birisi olmamıştır. Deneysel fikirler ve düşünceler, bu alanda oldukça farklı yollar ve yöntemler sunmaktadır bizlere.

Paranoya Belirtileri Nelerdir?

Psikoloji biliminin bizzat ilgilendiği bu hastalık, kişide olumsuz yargıların beynen şekillenmesine ve daha farklı sonuçları üretmede aktif rol oymasına neden olur. Kişinin kendini daha negatif hissedeceği bir ortamda şekillenen bu hastalık, düzenli olarak ağırlaşan ve yükselen bir çerçevede incelenmektedir.

Hastalığın Belirtileri Nelerdir?

Paranoya hastalığının belirtileri nelerdir diye soracak olur isek, somut şekilde şunları söyleyebiliriz ki kişi kendisinden ve çevresinden şüphelenmeye başlar. Bu şüphe ile oldukça fazla çatıştığı için kendinden duyduğu şüphe bir paranoya ile de ilişkilendirilebilir. Arkadaşlarının yahut dostlarının kendisi üzerindeki bağlılığı ile ilgili yersiz kuşkuları olan bu kişinin, büyük bir betimleme yapma çabası vardır ve pek çok konudan kuşkulanmaya meyillidir aktif  olarak. Paylaştığı yahut söylediği pek çok şeyin kendisine karşı bir somut delil olarak kullanılacağı konusunda şüphelere düşen kişi, sır verme işlevine pek sıcak bakmayacaktır. Bu tarz sorunlar da kişisel sıkıntıların başında gelmektedir. Bireyin kendini rahatsız hissetmesi ve bu tip kuşkular ile paranoya hastalığına dahil olması, günümüzde pek çok kişi tarafından yaşanan ve tedavisi ile psikoterapi yöntemleri ile mümkün olan bir hastalık çeşididir. Etkin bir tedavi süreci için, kişinin de bu tedaviye inanması ve kabul etmesi gerekir. Belirli düzenler çerçevesinde oluşan kontroller ile daha da rahat bir tedavi aşaması oluşturulmuş olacaktır.

Kalıtsal Seçenekler!

Bu hastalığa kalıtsal seçenekler de dahil olmaktadır. Ailesinde şizofreni yahut benzeri bir paranoya hastalığı yer alan kişilerde, kalıtsal olarak yaşanan paranoya belirtileri de bulunmaktadır.

Çoklu Kişilik Bozukluğu nedir?

Kişinin kendini farklı dünyalarda bulması ve bu dünyalara göre hareket etmesi işlemine, bir bakıma bu isim konulabilir. Çoklu kişilik bozukluğu, bireyin farklı karakterler arası geçiş yapması ve kendini tanıyamaması ile tanımlanıyor günümüzde. Psikoloji biliminin de bizzat ele almış olduğu bu bilim, ihtisas alanında da ciddi karmaşalara sebebiyet veriyor. Çok farklı tanımlar yaratan psikoloji insanları, bu karmaşanın tamamen bir tedavi ile çözülebileceğini düşünür iken, aralarında belirli psikologlar bu olayın daha farklı esaslara dayandığı konusunda farklı tezler sunuyor. Kişilik bozulmasıdır bir bakıma, çoklu kişilik karmaşası.

Kişilik Bozulması ve Çoklu Kişilik Bozukluğu

Kişinin farklı karakterler arası geçiş yapma işlemine bu isim verilir iken, bir bakıma kişinin iç dünyası da inceleniyor. Hiperaktivite ve dikkat eksikliği ile teşhis edilmeye başlanan bu hastalık, ciddi bir gözetim ve sunum gerektiriyor. Çözümü için oldukça farklı teknikler yapılıyor ve bu teknikler daha da etkili bir şekilde büyütülebiliyor. Ruh hastalıkları uzmanlarının da bu konuda ciddi temasları ve başlıkları oluyor anlatmak için, pek çok hasta yakınına. Kişisel sorunların baş göstermesinden tutun da, bireyin beklenmedik hareketler yapması ve adeta manik bir tavır takınması ile başlayan bu hastalığın en temel belirtileri, çoğu zaman bireyin kendini tanıyamamasıdır.

Çözüm İçin Ne Yapmalı?

Ruh ve sinir hastalıkları uzmanlarına göre, kişisel bir dürtü olarak ele alınan bu hastalığın çözümü için, belirli seanslar ve periyotlar ile birey analizi yapılması gerekiyor. Yapılması gereken en doğru şey bir an önce en yakın psikolog yahut hastanelerin bu alanındaki polikliniklerine baş vurmaktır.