Utangaçlık Kişinin Yaşamını Nasıl Etkiler?

Öncelikle belirtmeliyim ki, utangaç kişiler toplumdan kötü reaksiyon alan kişiler değildir. Toplumda “aykırılık” göstergesi olan dedikodu yapma, saldırgan olma, aşırı talepkar olma gibi özellikleri olmadığı için toplumun tercih ettiği bireyler olarak göze çarparlar. Toplum açısından böyle bir artı yöne sahip olmalarının yanında utangaç kişiler kendileri açısından da olumlu özelliklere sahiptirler. Birkaçını maddeler halinde özetlersek;

  • Utangaç olmak, kişinin kendine ayırdığı zamanın artmasını sağlar. Bu da kişinin kendini geliştirmesini, kitap okuma, enstrüman çalma gibi entelektüel birikim arttırıcı aktiviteler yapmasını sağlayabilir.
  • Saldırgan olmadıkları için genel olarak karşısındaki kişileri incitmezler. Ayrıca yapıları gereği iyi birer dinleyicidirler.
  • Sürekli hareket halinde ya da konuşma içinde bulunmadıkları için davranışları daha olgundur, düşünerek hareket ederler.
Utangaçlığın hayatımıza etkileri
Utangaçlığın hayatımıza etkileri

Utangaçlığın olumsuz yönleri, özellikle sosyalleşme açısından fazladır. Özellikle sosyalleşme problemi nedeniyle utangaç bireyler bu özelliklerinden kurtulmayı istemektedirler. Kısaca utangaçlığın olumsuz özelliklerine bakacak olursak:

  • Yeni insanlarla tanışmayı güçleştirmesi, yaşanılan yeni zevk ve tatlardan haz almayı zorlaştırması hayatı yaşanılabilirlikten çıkarabilir.
  • Konuşkan olmama nedeniyle kişinin hak ve taleplerini karşı tarafa iletmesi zordur.
  • Utangaçlık, utangaç kişinin odaklanması gereken konuya odaklanmasını, bu konuda net bir düşünme yoluna gitmesini ve düzgün bir şekilde karşısındaki ile iletişime geçmesini güçleştirir.
  • Genellikle utangaçlı bireylerde yalnız başına bulunmaz. Utangaçlığın arkasından depresyon, kaygı ve yalnızlık da baş gösterir.
  • Utangaçlık nedeniyle kişi sahip olduğu olumlu ve güçlü taraflarını başkalarına gösteremez veya ifade edemez. Bu sonrasında özgüven eksikliğine yol açabilir.
  • Özellikle başkalarının –kişinin “yabancı” olarak nitelendirebileceği kişilerin- bulunduğu ortamlarda utangaç kişiler çekingen ve suskun kalırlar.
  • Utangaç kişiler daimi olarak gereksiz düşüncelere kapılırlar. Özellikle bu nedenden ötürü kendileri hakkında yanlış yargılar üretir, bu yargılar nedeniyle sosyalleşmekten çekinirler. Diğer bir deyişle kendi düşünceleriyle kendilerini kötüler, sosyal hayattan kendilerini soyutlarlar.
  • Girişken olmamaları nedeniyle akademik veya sosyal mecralarda kendilerini gösterme ve bir yukarı noktaya gelme süreçleri uzun zaman alır.

Psikolojik Göz Ağrısı

Depresyon çoğu kişi tarafından ruhsal bir bozukluk olarak bilinmektedir. Fakat bu durum aslında tam olarak böyle değildir. Mutsuzluk, ümitsizlik, yaşama sevinci eksikliği ve birçok belirtisi ile hayatınız olağan halinden çıkmaya başlar ve değişir.  Ruhsal sorunlar olarak yaşanan ve görünen depresyonun, fiziksel sorunlara da yol açtığı doktorlar tarafından bilinmektedir. Kişi ruhsal olarak bir bunalım yaşadığı için vücutta bu duruma ayak uydurmaktadır. Çoğu zaman bu problemin fark edilmemesi ile gerekli teşhis konulamamaktadır.

Tabi sorunlar tamamen psikolojik olsa dahi ağrıların şiddeti ve sancısı bir o kadar gerçek olabiliyor. Dediğimiz gibi vücut düşüncenize göre hareket ediyor ve size ayak uyduruyor. Hatta psikolojik olarak seyreden hastalıklar bir zaman sonra ilerleyen günlerde, ciddi bir soruna bile dönüşebiliyor.

Psikolojik olarak vücutta hissedilen rahatsızlıklar; kas ve eklem ağrıları, göğüs ağrısı, sindirim sistemi bozukluğu, aşırı yorgunluk, uyku problemleri, baş ağrıları görülebilmektedir. Tabi bunun yanı sıra ele aldığımız başlıkla beraber göz ağrısı da psikolojik nedenlere bağlı olarak yaşanmaktadır. Göz ağrısının çoğu zaman gözünün uzak ve yakın olarak bozukluk sebebiyle veya yorgunluk sebebiyle ağrıdığı zannedilir. Hatta göz doktorunuza gittiğinizde gözünüzde bir bozukluk olmadığını söylerse eğer, bu sorunun psikolojik olarak vücutta nüksetmiş olması anlaşılmalıdır.

İşyerinde göz temasının oldukça fazla olduğu, oyalamalı işlerde çalışıyorsanız, bilgisayar ekranına sürekli bakacağınız durum söz konusu ise, göz ağrıları çoğu kişide yaşanmaktadır. Bu psikolojik olarak göz ağrısı hissettiğinizin kanıtı olarak da anlaşılabilir. Hatta dediğimiz gibi önlemi alınmazsa ileriki safhalarda ciddi sorunlar yaşamanıza sebep olacaktır. Araştırıldığında psikolojik göz ağrısı çeken hastanın belli müddet tedavi görmemsi sonucunda kör olduğu görülmektedir. Bu durumun hezimetini açık bir şekilde belli etmektedir.

Psikolojik Göz Ağrısının Tedavi Yöntemi Nedir?

İlk öncelikle ruhsal olarak sıkıntınızı gidermeniz gerekmektedir. Psikolojik tedavinizi görmeniz gerekmektedir. Bunun için uzmandan yardım almanız en doğrusudur. Depresyon tedavisiyle birlikte görülüyor ki, hasta birçok ağrı ve şikâyetlerinden hafif hafif zaman içinde kurtuluyor. Hafifleyerek tamamen yok olması sağlanıyor. Tabi hastanın tedavisinin başarı ile sonuçlanmasının asıl sebebi de, hastanın her şeyi açık bir şekilde doktoruyla paylaşmasından geçmektedir.

İğne Fobisi Nedir, Nasıl Tedavi Edilir?

Bir şeye karşı duyulan korkunun gündelik yaşamımızı olumsuz yönde etkilemesi haline fobi diyoruz. Biz bireyler olarak varlığımızı tehdit eden ya da tehdit riski taşıyan durumlardan içgüdüsel olarak kaçarız. Bu kaçınmalar korku olarak algılanmaktadır. Korku bu haliyle kişinin varlığını, yaşamını sürdürmesine yardımcı olan savunma sistemlerinin bir ön uyarı mekanizmasıdır. Doğal olarak yaşamımızı sürdürmemiz için gereklidir. Fakat bu korkuların gereksiz ve aşırı olması durumunda fobi ortaya çıkıyor. Fobiler kendi arasında gruplara ayrılmakta çeşitlendirmeleri de bulunmaktadır. Bunlardan birisi de iğne fobisidir. Tıp diliyle   Tripanafobisi (iğne korkusu) olan kişilerde iğne ve enjektör çok ciddi sorunlar yaratabilir. Sağlık sorunları nedeniyle iğne vurulmanız gerektiği zamanlarda ciddi sıkıntılar yaşamanıza neden olur. İğne fobisi toplumun yaklaşık %10’ unu etkileyen korku çeşididir.

İğne Fobisi Nedir, Nasıl Tedavi Edilir
İğne Fobisi Nedir, Nasıl Tedavi Edilir

İğne Fobisinin Nedenleri

Çocukluk dönemlerinde yaşanan bazı travma olayları iğne fobisine neden olmakta. İğne olurken terleme, titreme, farklı fiziksel tepkiler, kasılma ve hatta bayılmaya kadar gider. İğnenin can yakıcı özelliğinden dolayı da bu korku gelişmekte ve bazı kişilerde acıya karşı hassasiyet oluşur. Ağrı eşiği düşük olan kişilerde de sık rastlanan bir durumdur.

İğne Fobisinin Tedavisi

İğne fobisinin yenilmesi genellikle kişinin kendi elinde olan bir şeydir. İğne yapılacağı sırada dikkatini dağıtacak bir şeylerle ilgilenebilir. Şarkı söylemek veya televizyon izlemek gibi, beyinde düşüncelerini başka bir noktaya sabitlemeye çalışabilir. Kan konusunda fobisi varsa iğneyi vuracak olan kişinin enjektörü başka bir odada hazırlamasını da rica edebilir. Koluna parfüm sıkarak onu iğne sırasında koklayarak kendini rahatlatabilir. İğne olduktan sonra ayağa hemen kalkmaması gerekir. 5-10 dakika kadar istirahat et ve tansiyonunu ölçtür eğer tansiyonun düşük değilse yavaş yavaş ağaya kalkın.

Bu tedbirler işe yaramıyorsa uzman desteği almanız gerekiyor. Psikolojik bir durum olduğundan dolayı bilişsel-davranışçı tedavi yöntemi ile iğne fobinizi yenmenizde yardımcı olur. Sistematik olarak hasta iğneye karşı duyarsızlaştırılıyor. Bu nedenle iğne gördüğünde hiçbir tepki vermemeye başlıyor. Bir diğer tedavi yöntemi de hipnoz, hasta uyutularak iğne fobisi ile ilgili olarak bilgilendiriliyor. Hastanın bir şekilde yeniden programlanması sağlanıyor.

Ölüm Korkusu Nasıl Geçer?

Psikolojik olarak kişilerin yok olma korkusu, günden göne artan ve yaşların ilerlemesi ile karşımıza çıkan bir sıkıntıdır. Aslında önemli olan, bu korkunun zamanla bazı şeyleri anlama ile geçtiğini bilmek olacaktır.

Bu Korkunun Temelinde Ne Yatıyor?

Bilimsel bir gerçek olarak sunulmalıdır ki, insanlar yaşamları boyunca genellikle yok olma korkusu ile karşı karşıya kalabiliyor. Bu korku, genellikle kişilerde ergenlik çağında yahut bir şeyleri sorgulamaya başladığı zamanlarda karşımıza çıkıyor. Dini inanç ve bilimsel gerçekler arasında kaybolan insanlar, bu tarz korkular ile daha da farklı şekillere girebiliyor.

Korkunun Geçirilmesi İçin Neler Yapmak Gerekiyor?

Korku konusunda bilinmelidir ki, insanlar yaşamları boyunca ülkeye kalıcı şeyler bırakmak konusunda ciddi sıkıntılar besliyor. Yahut unutulan bir şeyler var ki, yaşamın manasını çözmek ile başlıyor aslında pek çok sorun. Ama kişilerin psikolojik tedavi desteklere bir anda yönlendirilmesi de yanlıştır. Bu yüzden önce kişilere bu tarz sıkıntıların, aslında geçici olduğunu anlatmaktır. Kişilerin bu alanda araştırma yapması, yahut farklı seçeneklere yönelmesi ve kitap okuması bu korkuyu yenme korkusunda oldukça önemlidir. İnsanların dil konusunda kendilerini geliştirmesi ve düşünce tarzı ile daha da farklı boyutları irdelemesi, gelişim konusunda da etkili seçenekler yaratıyor. Bu yüzden ölüm korkusunu bu şekilde de geçirebilirsiniz.

Panik Atak Nöbeti Nasıl geçer?

Bir nevi psikoloji hastalığı arasında sayılan panik nöbeti, panik atak hastalığının ilerleyen süreçlerinde karşımıza çıkmaktadır. Bu hastalığın ne tür ortamlarda baş gösterdiği yahut kişi üzerinde ne tür psikolojiler yarattığı konusunda hala araştırmalar yapılmaktadır.

Panik Atak ve Nöbetler!

Tıbben bakıldığı zaman, bu kelime birdenbire ortaya çıkan anlamına gelmektedir en özet hali ile. Kişi her hangi bir olay karşısında, duygularının bir anda ağırlaşması ve fazlalaşması ile ciddi sıkıntılar yaşayabilmektedir. Bu nedenden dolayı da panik atak olarak tanımladığımız etkenler baş göstermeye başlar. Birdenbire ortaya çıkan ruhsal ve bedensel sıkıntıları önlemek adına çeşitli hastalık isimleri konulmakta ve bu isimlerin de kendine olan etkileşimi artmaktadır. Kişilerin birden bire bu hedeflerine yönelik eksik çalışması olur ise, panik atak tedavisinin aktif süreçlerine başlanması gerektiğinin göstergesi olmuştur bu olay!

Kontrol ve Nöbet Tedavileri!

Kontrol ve nöbet tedavileri, kişinin istem dışı olarak başına gelen bir olaydır. Panik atak durumunun bireysel olarak anlatımını yapacak olur isek, kişi gayet normal ve sakin davranışlar sergiler iken bir anda yaşanan sıkıntıların baş göstermesi olaylarından söz edebiliriz. Dışarıdan baktığımız zaman, gayet sakin ve işinde gücünde olan insanlar bir anda değişken ruh ve beden hallerine bürünebiliyor! Bu durum insanlar tarafından ciddi derecede garip karşılansa dahi, bilim ve tıp tarihinin en büyük sorunlarından birisidir. Nöbet krizlerini ne zaman geçireceğini kişi kendisi de bilemez! O yüzden yapılması gereken profesyonel bir tedavi süreci izlemektir.

Sosyopati nedir?

Sosyopati, bir tür sosyal çekingenlik ve suça yatkınlıktır. Daha çok 15-22 yaş aralığında görülür. Toplumsal ve sosyal kurallara uyamama, toplu taşıma araçlarındaki kurallara uyamama yada sosyal çevre içerisinde gösterilen davranış bozukluklarının tümüne verilen isimdir. Yani kısacası, sosyopati hastalığı olan kişiler, toplum hayatının gerektirdiği kurallara ve kanunlara uyamamak, onlara başkaldırmak durumudur. Sosyopatiyi ortaya çıkaran durumlar, daha çok antisosyal kişilik bozukluklarıdır. Toplum kurallarını hiçe sayalar, başkalarının haklarına riayet etmezler.

Bu kişiler, başkalarının sorunlarını dinleyip onlara çözüm üretemezler, başkalarının yerine kendilerini koyamazlar, insanları dinlemeyi tercih etmezler, empati yoksunudurlar. Sosyopatide en sık görülen şey, kanunsuzluk, kanunlara uymamak nedeniyle suç işlemek ve suça teşebbüs etmektir. Sosyopati, bir kişilik bozukluğu olduğu için çok erken yaşlarda gelişir ve 18 yaşlarında kendini gösterip tanısı konur. Küçük yaşta bu rahatsızlığın belirtilerini görmek bir hayli güçtür. Daha çok, sosyalleşme yaşlarında kendini gösterecektir.

Sosyopati nedir?

Sosyopati, yukarıda da bahsettiğimiz gibi bir kişilik bozukluğudur. Toplum içerisinde kurallara uymama, başkalarının haklarını gözetmeme ve empati kuramama hastalığıdır. Belirtileri görüldüğü taktirde derhal bir psikologdan destek alınması gerekir. Kişinin yaşamını etkileyen en büyük unsur hiç şüphesiz sosyal yaşamıdır.

İyi bir hayat sürebilmek için sosyopati hastalığınız var ise elinizden gelen her şeyi yaparak bu hastalıktan kurtulmaya çalışın. Çünkü toplum sizin kötü davranışlarınızın sonucunda yine sizi dışlayacaktır. Bu tür durumlardan korunmak için iyileşme yoluna gidiniz. Etrafınızda arkadaşlarınızda eğer sosyopatinin belirtileri var ise onlarla konuşup konu hakkında bilgilendiriniz.

Gelen aramalar:

  • sosyopat ne demek (137)
  • sosyopat nedir (74)
  • sosyopat (42)
  • sosyopati (18)
  • sosyopat ne demektir (16)
  • sosyopat belirtileri (12)

Diş gıcırdatma Neyin Belirtisidir?

Daha çok sinirsel bir hastalığın belirtisi olan bu işlem, insanların kendini huzursuz hissetmelerine neden olur ve daha çok yetişkin insanlarda meydana gelen bir sorun olarak bilinir. Bu sorunun aşılması ve gerekli çözümün üretilmesi için, birbirinden farklı seçenekler mevcuttur günümüzde. Yapmanız gereken yegane işlem, ne tür bir sorunun bu konuda karşınıza çıktığını anlamak ve üzerine giderek kendinizi frenlemeye çalışmaktır. Bu sayede hem rahat bir tedavi yöntemi oluşturacaksınız, hem de etkili bir şekilde dişlerinizi gıcırtmaya devam etmekten kurtulacaksınız.

Diş Gıcırdatma İşleminin Ana Sebepleri?

Ana sebep olarak belirli bir yöntem belli olmasa bile, genellikle fiziksel yahut ruhsal sıkıntılar bu konuda başı çekmektedir. İnsanların birçok farklı yaşantı ardı bu alanda büyümesi, kenetlenmiş olan fiziksel dişlerin daha da acı yaratmasına olanak sağlamaktadır. Yaratılan bu acının tedavisinde ise, psikolojik seçenekler baş gösteriyor. Bu seçeneklere ulaşmak, oldukça kolay ve oldukça hızlı bir şekilde ilerleyecek artık. Diş fırçalama işlemi, bu alanda sunulan tedaviler içinde önemli bir adım olarak bilinmektedir. Bu alanların daha da etkili bir şekilde başı çekmesi, başı çeken yöntemlerin de kendini ön plana atmasını sağlamaktadır.

Rahatlayın ve Sakinleşerek Üstesinden Gelin Bu Sorunun!

Bu sorunun üstesinden gelmek, sanıldığı kadar zor bir işlem değildir. Lakin önemli olan, neyi nerede ve nasıl yapmanız gerektiğinin bilincinde olmaktır. Eğer kendinizi tutamayacak şekilde dişlerinizi gıcırdatıyor iseniz, diş fırçalama işlemine başlayabilirsiniz. Ardından periyodik olarak diş bakımınıza devam etmelisiniz. Eğer yine aynı şekilde devam eden bir gıcırdama söz konusu ise, bu sefer doktorunuza ulaşmalısınız.

Kendine zarar verme duygusu

İnsanların neden kendilerine zarar vermek istedikleri merak edilen bir konudur. Kişi neden kendisine zarar verir ve acı çektirir ki? Burada kişinin kendisini bir şeylerin karşılığı olarak cezalandırdığını düşünmeliyiz. Kendisine zarar vermek isteyen kişiler intihar ve ölüm boyutunda değilde yalnızca yaralanma ve psikolojikmen düşüncelere bürünürler. Sınıflandırmasında ikiye ayrılırlar Bunlar direkt ve in-direkt. Direkt olanlar kişinin kendi kendine direkt olarak verdiği zararlardır. İn-direkt olanlar ise dolaylı yollardan kişinin kendisine zarar vermesidir. Dolaylı yollara örnek verecek olursak bunlar; Yüksek oranda alkol kullanmak, haddinden fazla sigara içmek, trafikte çılgınlar gibi araç kullanarak hem kendisinin hem başkasının hayatını tehlikeye atmak, büyük riskler almak gibi.

Kişi kendine nasıl zarar verir?

Direkt kendine zarar verme davranışları; Bilekleri kesme, kendini ısırmak, kafasını sert cisimlere duvara vurmak, kendisine yumruk atmak  gibi davranışlar vardır. Bunlar zaten normal insanlarda da bazı öfkelenme ve sinirlenme durumlarında bir anda gerçekleşen olaylardır ve genelde tekrarlayıcı değildirler. Bunların dışında psikotik yani daha ileri safhalardaki kendini yaralama vak’alarıdır. Bunlar çok ciddi yaralanmalardır, organ kesmek, göze zarar vermek gibi. Kompulsif davranışlar ise saç yolma, tırnak yeme gibi ortaya çıkabiliyor.

Kendine zarar verme duyusunun büyük bir kısmını oluştan ise dürtüsel kendine zarar verme davranışlarıdır.

Dürtüsel kendine zarar verme davranışı daha ağırlıklı olarak görülür. Kişi kendini kesme, yakma, eylem yapma gibi kendini gösterebilir. Bu tür durumlarda yada bu kadar ilerlemeden muhakkak psikolojik destek alınmalıdır.

Kendine zarar verme duygusu Tedavisi;

Tedavi konusunda şunu bilmeniz gerekiyor. Kendine zarar verme duygusuna sebep olan şeylerin ayrıntılı analizlerinin yapılması gerekiyor ve bunların mümkün olduğu kadar kişinin hayatından izole edilmesi gerekiyor.  Altta yatan bir travma ise buna yönelik bir psikoterapi ile ilaç tedavisi de kullanılabilir sıkıntıyı azaltmaktadır. Eğer altta yapan bir depresyondan kaynaklanıyorsa da bu depresyonun tedavisi yapılması gerekir.

Psikoterapi tek başına güçlü bir tedavi yöntemidir fakat tek başına yeterli olmayabilir. Toplumumuzda bilindiği üzere psikoloğa gitmek çok ihmal ediliyor. İyi bir psikoterapik ilişki kurulduğunda, altta yatan nedenlere inildiğinde çok daha sağlıklı bir tedavi yapılması mümkündür.

Üstünlük Kompleksi nedir?

Üstünlük kompleksi, günümüzün pek çok kişisi tarafından benimsenmiş yahut benimsenmekte olan bir hastalık türüdür. Aslında genellikle psikolojik olarak ele alınsa da, psikoloji biliminin olması gerektiği şekilde etki edilir bu hastalığa.

Üstünlük Kompleksi

İnsanları kendinden alçakta görmek ve çoğu insanın fikirlerini önemsememek, bu konuda ciddi bir sıkıntı yaratmaktadır. İnsanların ister istemez bu tarz düşüncelere ulaşması, genellikle çevresel etmenler ve yaşanan sıkıntılar ile dile gelen bir olaydır.  Genellikle iş dünyasında ve sivil hayatın pek çok evrelerinde görünen bu olay, günden güne farklı çevreler tarafından araştırılmakta ve psikoloji bilimi dahil pek çok bilim insanının ilgisini çekmektedir.

Üstünlük Kompleksinden Kurtulmak?

Bu kompleksten kurtulmak için, genellikle psikolojik destek görülmesi gerekiyor. Lakin kişinin kendini tanıması ve bu alanda kendine yaptırımda bulunacak insanlara danışması ve ulaşması, bu alanda birkaç adım atlamasına olanak sağlamaktadır. Yeterli çalışmaların daha da etkili bir şekilde yapılması adına, kişisel sıkıntıların da önü açılarak kişinin kendini tanıma yolunda geçirdiği vakti daha da önemli bir şekilde kullanması gereklidir. Üstünlük kompleksi, hemen hemen her meslek grubunda bulunabiliyor. Lakin genellikle kalabalık ortamlarda çalışan ve bu ortamlarda daha da farklı insanlar ile tanışarak çevresindeki topluluğu sürekli değiştiren insanlarda görülebiliyor sık sık. Yapılması gereken tek şey, daha fazla bilgiye ulaşarak kişinin kendini daha da iyi tanımasıdır.

Takıntılı olmanın tedavisi nedir?

Bugün çok sevdiğim ve benim gibi binlercesi olduğu için kendimi pek fazla yalnız hissetmediğim bir konuya, takıntılı olma konusuna değineceğim. O nedenle tüm takıntılı kardeşlerimi yani Obsesif Kompulsif Bozukluk sahibi olan benim gibi garip insanları yamacıma bekliyorum. Ben yazacağım, siz okuyacaksınız, yorum yapacaksınız, cevaplar verilecek ve burada takıntılı olmaya karşı savaş açacağız. Şahsen ben takıntılı olmaktan çok yoruldum.

Öğrenelim: Obsesif Kompulsif Bozukluk Nedir?

İlk olarak öğrenmemiz gerekiyor. Bu sorun nedir? Tam olarak tanımı nedir? Ancak bilirsek, çözüm bulabiliriz ve daha dikkatli olabiliriz. Ne güzel yazdım yahu… Neyse, tanıma geçeyim hemen. Bu sorun, çoğu süslü tabirin neticesinde “çağımızın hastalığı” olarak adlandırılır ki bu çok havalı gelir insana. Hastalığım bile modern der insan. Ama tanım olarak bakıldığında, insanı pek de mutlu etmez. Her şey takıntı haline gelebilir. Beslenme düzeninden, konuşurken karşıda duran tabloya kadar her şeyi takabiliriz. Tanıma göre, kişilik bozukluğudur ve her zaman mükemmeli arar bu soruna sahip olan kişiler. Tabii bu dünyada da her zaman mükemmel olmayacağı için yanar kavruluruz takıntılarımız içinde.

Takıntılı Olmak Tedavi Edilebilir mi?

Ne yazık ki sizlere hemen “şu şekilde tedavi edilir” diyemiyorum. Çünkü kendimden de bildiğim kadarıyla öyle basit bir şey değil takıntılı olmanın tedavisi. Önce hafif hafif psikoterapi almaya başlarsınız. Bu psikolojik destekler ile zamanla belki çözüm bulabilirsiniz. Fakat çoğumuz bunu ciddiye almaz ya da alsa dahi tam olarak istediği gibi tedavi edemez. Bu nedenle devreye ilaçlar girer. Bir yandan ilaçlarla bastırırsınız, diğer yandan psikoterapi almaya devam edersiniz. Ancak bu şekilde bir tedavi mümkün olabilir. Bana kalırsa da iletişim kurmak ve bu sorunu, bu sorunu yaşayanlar ile konuşmak çok etkili oluyor. Sizlerden de yorumlarınızı bekliyorum, bol bol karşılıklı anlatmak iyi gelecektir.

Tedavinin Temeli Sizde Bitiyor: İRADE

Takıntılı olmanın asıl tedavisi, aslında sende bitiyor arkadaşım. Eğer iradeli olursan, “ben bu sorunu yeneceğim!” Dersen ve aldığın psikolojik destekleri ciddiye alırsan çözüm bulabilirsin. Bu şekilde tanıdığım, gerçekten inanarak ve iradesine sahip çıkarak çözüm bulan kişiler var. Her ne kadar kendimde o iradeyi daha bulamamış olsam da bende farkındayım durumun ve sizlere de söylüyorum; “takıntılı olmanın tedavisinin anahtarı irade de gizlidir.”